12/2/2009

>> Astronomi

AKANYILDIZ « Astronomi

Bulutsuz bir gecede zaman zaman bir yıldızın yerinden koparak kısa bir zaman sonra kaybolur gibi sönmesi olayı.
Bu olay gerçekte yıldız kayması olayı değildir. Belirli yörüngeler üzerinde hareket eden ve meteor denilen gök taşlarının yer yüzü atmosferine girmesi ile meydana gelir. Yeryüzü güneş etrafında dönerken böyle bir meteorun veya meteor sürüsünün yörüngesinden geçer ve bunların yer çekiminin etkisi altında kalmalarına, dolayısıyla atmosfere girerek yer yüzüne düşmelerine sebep olur. Atmosfer içinde sürtünme yüzünden sıcaklıkları yaklaşık olarak 2000 dereceye kadar yükseldiğinden kısmen ya da tamamen gaz halinde yanmaya başlarlar ve gecenin karanlığı içinde akan bir yıldız gibi görünürler.
Akanyıldızların oluşumları hakkında, bugün için kesin bir bilgi yoktur. Akanyıldızları, bazı bilginler, kuyruklu yıldızların bir kalıntısı olarak kabul etmektedirler.

 

AY « Astronomi

Yer yuvarlığının çevresinde dönen ver Yer'in uydu (peyk) su olan gezegen. Yer den 5 defa küçük ve Yer'e olan uzaklığı ortalama olarak 384.000 kilometredir. (Yer'in etrafında eliptik bir yörünge etrafında hareket ettiğinden Yer'e olan uzaklığı sabit değildir. En yakın bulunduğu zaman 363.000 kilometre uzaklıktadır).
Ay'ın kendisi bir ışık kaynağı değildir; sönük bir cisimdir. Güneş ışığı ile aydınlanır. Yer'den bakıldığı zaman görülen parlaklık güneş ışığının Ay'ın yüzündeki yansımasından ileri gelir. Ay'ı hissedilebilir derecede bir atmosferi yoktur. Atmosferi olmadığı için de Yer'de olduğu gibi mavi bir göğü bulunmaz. Yaklaşık olarak 13.5 gün süren Ay gündüzünde ve aynı süre olan gecesinde gök her zaman karanlıktır. Atmosferin yokluğu aynı zamanda devamlı bir sessizliğin de Ay'da hüküm sürmesine sebep olmaktadır.
Yer'e en yakın gök cismi olması sebebi ile devamlı araştırmaların konusu olan Ay'a çok büyülten bir dürbünle bakıldığında ,volkan kraterlerine benzeyen yüksek yerlerle denizlere benzeyen sincabı renkte geniş ovalar, birçok sıradağlar ve tepeler görülür. Bütün bu görülebilen oluşumlara, Yerdekilerine benzetilerek adlar verilmiştir.
Engin bir sessizlik içinde ölmüş bir âlem hissini veren bu gezegen, Yer'in uydusu olduğu için, Yer çekimine bağlı olarak Yer etrafında ve yerle birlikte güneş etrafında döner. Yer etrafındaki dönüşünü 29,5 günde tamamlar. “Kamerî ay” denilen zaman ölçüsü, Ay'ın bu dönüşünden alınmıştır. Bu dönüşler sırasında, yüzünde yansımaya uğrayan güneş ışığının az ya da çoğu yere olduğuna göre, Ay, hilâl, yarım daire, tam daire gibi değişik parlaklık şekillerinde görülür. Bunlara Ay'ın safhaları (fazları) denir. Ay hilâl ya da yarım daire şeklinde görüldüğü zaman aydın olmayan görünmeyen kısmı büsbütün karanlık değildir. Bu kısım hafif ateşli, kül renginde görünür.
Güneş, Yer ve Ay bir doğru üzerinde bulunur, ve yer ortada olursa bir güneş tutulması olur.
Gece ve göncüz arasındaki sıcaklık farkının 200 dereceye kadar büyük olduğu anlaşılan Ay'ın yer üzerinde olan etkilerinin en önemlisi gel-git olaylarını meydana getiren çekme etkisidir.
AYA SEYAHAT, Bir uzay gemisi içinde Yerden ayrılıp Ay'a ya da diğer yıldızlara gitmek problemi, insan zekâsını meşgul eden, fakat şimdiye kadar gerçekleştirilmieen hayallerden biri olmuştur.
Ay'a ya da başka bir gök cismine seyahat için başlıca iki problem vardır: 1 - Bir cismin Yer'den kurtularak Ay'a ya da başka gök cisimlerine ulaşabilmesi için, ilkin Yer'in çekiminde kurtulmayı gerektirecek hıza (kaçma hızı) sahip olması gerekir. Bu da saniyede 11.180 metre (saatte 40.248 kilometre) dir. Böyle bir hızla Yer'den uzaklaşan bir uzay gemisinde bulunan insanların bu büyük hız değişmelerine dayanabilmeleri şartları.
Temsilî olarak Aydan dünyanın görünüşünün hesap edilmesinin de gerekeceği tabiidir.
2 — Yer çekiminden kurtulduktan sonra, gidilmek istenen gök cismine parçalanmadan inmenin ve Yer'e tekrar dönmenin şartlarının ve imkânlarının tespit edilmesi gerekir.
İmkânsız gibi görülen ve şimdiye kadar da hayal olmaktan öte gidemeyen Ay'a ve öbür gök cisimlerine gitmek fikri, İkinci Dünya Savasından bu yana hayal olmaktan çıkmış durumdadır. Amerika Birleşik Devletlerinde ve Sovyet Rusya'da son yıllarda yapılan araştırmalar ve deneyler, Ay'a ve öbür gök cisimlerine gidebilmek fikrini, her gün biraz aha gerçekleştirmeğe doğru gitmektedirler. Bu iki devletini Yer çekiminin etkimden kurtulan hızı elde ederek sun'i uydular yapmayı başarmaları ve çeşitli tecrübelerle böyle bir seyahat için gerekli pek çok bilgiyi ve teknik imkânı elde etmeleri Ay'a ya da öbür gök cisimlerine yakın bir gelecekte gidebilmenin mümkün olabileceğini göstermiştir.
Bu araştırma ve deneylerin sonucu olarak , bir taraftan Amerikan Birleşik devletleri, bir taraftan da Sovyetler Birliği tarafından, ilkin yer çekiminden kurtulan sun'î uydular meydana getirilmiş, bunlar, Yer'in yörüngesi etrafında dönebilir duruma gelmiştir. Yer çikiminden tamamen kurtulabilecek büyük bir hıza sahip olan bu sun'î uydular yardımı ile yapılan devamlı çalışmalar sonucu Ay'a, şimdiye kadar bilinen bütün hızlardan da üstün olan bir hızla ilk defa bir füze, Sovyetler Birliği tarafından fırlatılmış ,böylece Yer yüzü tarihinde ilk defa, yabancı bir gök cismine, Yerden bir cisim gönderilme başarısına ulaşılmıştır.

AY TUTULMASI
Yer'in Güneş ile Ay arasına gelmesi ile Ay'ın Güneş ışığını alamayarak Yerin gölgesi içine girmesi hali, Aynı yörünge düzlemi için, bu olay ayın Yer'i her dolanışında olmaz. Ay, tamamen tam gölge içine girerse bir “tam ay tutulması”, bir parçası gölgeye girerse “kısmî ay tutulması” olur.

 

BURÇLAR « Astronomi

Zodyak üzerinde bulunan on iki takım yıldızın ortak adı. Burçlar, gök küresi üzerinde kendi hizalarında bulunan on iki takım yıldızın adlarıyla anılırlar. Bu adlar M.Ö. Bin yılına doğru konulmuştur. On iki burç, şunlardır: Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova, Balık.

 

BÜYÜK AYI « Astronomi

Yedi yıldızdan meydana gelen bir takım yıldız. Kuzey Yıldızının kolayca bulunmasını sağlar.
Bu yıldızlar ve yakınlarındaki ikinci derecede yıldızlar arasında var sayılan bir çizgi ile ayıya benzeyen bir şekil meydana geldiği için, bu ad eski gözlemciler tarafından verilmiştir. Bu takımyıldızın yakınlarında aynı şekle benzer daha küçük bir takım yıldıza dar “Küçük Ayı” denmektedir.

 

DÜNYA « Astronomi

Üzerinde yaşadığımız yer yuvarlağı. Güneş sisteminin gezegenlerdendir. Güneşten uzaklık bakımından üçüncü (Güneşten ortalama uzaklığı 149.481.000 km.), bu sistemdeki büyüklüğü bakımından beşinci (yüzölçümü 509.200.000 kilometrekare) dir. Dünyanın ağırlığı 5.977 trilyon ton, hacmi 1.082.841.310.000 kilometreküp, ekvatordaki çemberi 40.076. 423 metre, ekvatordaki çapı 12.726 kilometredir. Dünyada yaşayan insanların sayısı 2.995.000.000 dur.
Dünyanın oluşu : Dünyanın oluşu hakkında birçok teoriler vardır. Bunların en önemlilerinden! biri olan “KantLaplace teorisi”ne göre, Dünyanın güneşten kopmuş, yuvarlak ve kızgın ateş; halinde bulunan bir parça olduğu sanılmaktadır. İlkin dünyanın, güneş ve öbür gezegenlerle birlikte bir kütle halinde bulunan bir parça olduğu sanılmaktadır.İlkin dünya, güneş ve öbür gezegenlerle birlikte bir bütün kütle halinde bulunuyordu. Merkezi parlak olan bu kütlenin çevresi gaz ve buhar moleküllerinden yapılmıştı. Bu büyük kütle, çok soğuk olan uzayda dönerken, sahip olduğu ısının bir kısmını çevresine dağıtarak soğumağa başlıyordu.
Bu soğumanın etkisi ile, bu kütlenin bazı cisimleri yoğunlaşmağa başlamış, gaz tabakası da, merkez kısmına yaklaşmış ve hacmi küçülmüştür. Böylece merkezin etrafında bir halka meydana gelmiş, yoğunlaşma sebebiyle kütlenin dönme hareketinin hızı artmıştır. Dönme hızı artan bu kütlenin dış yüzeyinin bütün kısımları aynı zamanda soğuyup yoğunlaşmamış, bazı kısımları gaz kitleler halinde konarak çok uzaklara gitmiştir Bu gaz kütleler, esas kütlenin çekim kuvvetinden kurtulamadıkları için bunun çevresinde dönmeğe başlamışlardır. Halkalar koptukça bu kütle (yani güneşin) nin hacmi küçülmesine başlamışlardır. Halkalar koptukça bu azalmıştır. Hızın azalması ile sonradan kopan halkalar, öncekiler kadar büyük olmadıkları gibi, çok uzaklara da gidememişlerdir.
İlk kopan ve kütlenin çevresinde yer alan parça Plüton olmuş, sırasıyla Neptün, Uranüs, Satürn, Jüpiter, Merih (Mars), Dünya, Venüs, Merkür, birbirini takip etmişler. Böylece dünya, gezici yıldızlar arasında, güneş kütlesinden kopup ayrılan yedinci dereceden bir gezegen olmuştur.
Zamanla ,soğuma sonucu her gezegende çeşitli cisimlerin bir noktada toplanmalarıyla bir çekirdek meydana gelmiş ,bu çekirdek, çevredeki gaz halkanın yoğunlaşmasıyla büyümüş, böylece, gezegenler bazı noktalarda, yoğunluk sıralarına göre, güneş çevresinde dizilerek, aynı yön ve dönme hızı ile hem eksenleri etrafında, hem de bir elips olan yörüngeleri üzerinde dolanmaya başlamışlardır. Sonradan, bu gezegenler de, aynı mekanik olayların, etkisiyle bir ya da birçok uydular (peyk) meydana getirmişlerdir.
Dünya, güneşten ayrıldıktan sonra, yoğunlaşma dolayısıyla kaybettiği ısı ile yavaş yavaş soğumağa başlamış, çevresindeki gazlar sıvılaşmış, üstünde de gayet ince bir kabuk meydana gelmiştir. Bu kabuk, atmosfer tabakasıyla merkezdeki ateş tabakasını birbirinden ayırmıştır.
Bu kabuk, dünya çevresinin her tarafında aynı zamanda soğuyup katılaşmadığı için önce büyük levhalar halinde katılaşan tek parçalar, ateş tabakasının yüzeyinde yüzmeğe başlamışlardır. Zamanla bu yüzden parçalar yan yana gelerek düzensiz bir mozaik meydana getirmişlerdir. Bunlar arasında çeşitli büyük kütlelerden yapılmış ve ağırlıkları fazla olan parçalar, yüzeyleri düz ve üzerinde deniz bulunduğu için ağırlıkları az olanlara nispetle ateş tabakasına daha çok gömülmüşlerdir. Bu sonuca göre, yerkabuğunun kalınlığı her tarafta aynı olmamış, kalınlık, denizlerin altında daha az, karalarda daha çok olmuştur.
Dünyanın soğuması devam ettikçe, kabuğun kalınlaşması fazlalaşmış, ateş halinde olan merkez çekirdeğinin (Barisfer) hacmi küçüldüğünden, kabuğun üzerinde kıvrımlar meydana gelmiş, öbür taraftan çekirdeğin üzerindeki ateş tabakası, içerden kabuğa yaptığı basınç sebebiyle, kabukta meydana getirdiği bazı çatlaklardan dışarı fırlamış, yüzeye çıkarak katılaşmıştır. Aynı zamanda dünyayı saran atmosfer tabakası, kabuktan, yeter derecede ısı almadığından yoğunlaşmağa başlamış, bileşiminde bulunan oksijen ve hidrojen birleşerek, sıcak yağmurlar halinde yeryüzüne yağmağa başlamıştır. Kabuk üzerine düşen sıcak sular, rastladıkları eriyebilen maddeleri (clor, sodyum, baryum gibi) beraberinde sürükleyerek çukurları doldurmuş ve denizleri meydana getirmiştir.
Ateş tabakası (pirosfer) ısısını kaybettikçe, karalar yükselmiş, denizler derinleşmiş; çukurlarda sular soğumağa başlayınca hayatın ilk belirtileri görülmüştür. Bu bileşimdeki ağır maddelerin oranı derinlere inildikçe artar. Meselâ 2.000 kilometre derinlikten bir örnek alıp da çözümleyebilsek demirin oranının çok arttığını görürüz. yer kabuğundaki ağır ve hafif kayaların durumu da, yeryüzünün şekillenmesine, dağlar ve denizlerin meydana gelmesine yol açmıştır.
Dünyanın genel yapılışı : Dünya, İç İçe geçmiş merkezleri bir, küre şeklinde beş esas tabakadan yapılmıştır.
Atmosfer tabakası, kalınlığı 160 Milimetreye kadar varan gaz bir küredir Hidrosfer tabakası, aynı zamanda “su küresi” adı ile de bilinir. Yer yüzümün dörtte üçünü meydana getirir. Fiziksel ve kimyasal etkinlikleriyle yerkabuğunun değişmesinde, önemli rol oynar. İçinde canlılar yaşar.
Litosfer tabakası, “taş küre”adını da alır. Kalınlığı ortalama olarak 60 km., yoğunluğu 2,5r3 tür. Pirosfer tabakası, ateş tabakasıdır, “Magma” adı ile de bilinir. 1,200 km., kalınlığında 475 yoğunluğundadır. Yanardağ lâvları buradan çıkar
Barisfer tabakası, ağır küre adını alır. Dünyanın çekirdeğini meydana getirir. Yoğunluğu II dir. Demir, nikel gibi ağır maddelerden yapılmıştır. Pirosferin sıcaklığı ve üstündeki tabakaların basınçları ile, bir teoriye göre, katı haldedir.
Şekli : Dünya, küreye yakın biçimdedir. Ancak, ekvatordaki çapı 12.756.77S metre olmasına karşılık, kutuplar arasındaki çapı 21.713.834 metredir. Böylece, küre görünüşünde olan dünya, kutuplarda basıklık gösterir. Dünyanın, küreye yakın biçiminde olduğu XV. yüzyıldan sonra anlaşılmağa başlamıştır. Bu yüzyılda Avrupalı gemicilerin uzun gezilere çıkmaları ile dünyanın yuvarlak olduğu kanısına varılmış, sonradan yapılan bilimsel araştırmalarla, dünyanın küreye yakın biçimde bulunduğu anlaşılmıştır.
Hareketleri : Sürekli olarak hareket eden dünyanın iki çeşit hareketi vardır. Bu hareketlerden birisi kendi ekseni etrafında olur ve batıdan doğuya doğrudur. Bu dönmesini 24 saatte tamamlar. Dünyanın kendi ekseni etrafındaki bu dönmesi ile birlikte olan ikinci hareketi ,güneş etrafındadır. Güneş etrafında dünya, elips şeklinde çok geniş bir yörünge üzerindeki hareketini de 365 1/4 günde, yani bir yılda tamamlar. Dünyanın kendi ekseni etrafındaki ve güneş etrafındaki bu iki hareketi, iki önemli olaya sebep verir. Kendi ekseni etrafında dönmesi ile gece ve gündüz, güneşin etrafında dönmesi ile mevsimler meydana gelir. Dünyanın yüzeyi : Dünyanın yüzölçümü 509.200.000 kilometrekaredir. Bunun % 70 denizler 360.600.000 kilometrekare, % 39,u karalar ,148.600.000 kilometrekare dir. Kuzey kutup çevresinde karalarla çevrilmiş bir deniz, Güney Kutup çevresinde denizlerle kuşatılmış bir kara parçası vardır. Bütün karaların 2/3 ü Kuzey Yarımküresindedir. Dünyada, Ekvator dairesi ve kutup noktaları göz önüne alınmaksızın, karaların en çok bulunduğu bölüme “Karalar Yarımküresi”, denizlerin en çok bulunduğu bölüme “Denizler Yarımküresi” denir.
Kuzey ve Güney kutup noktalarından aynı uzaklıkta bulunan ve dünyayı iki eşit parçaya bölen daireye “Ekvator”adı verilir. Dünyanın Ekvatorun kuzeyinde kalan bölümüne “Kuzey Yarım küre”, güneyinde kalan bölümüne “Güney Yarımküre” denir.
Karalar, yer yer büyük kütleler meydana getirmiştir ve büyük kara parçalan, “kıta” adı ile anılır. En büyük kıta Asya'dır. Avrupa, Asya'nın bir yarım adası halindedir. Afrika kıtası Asya’dan ve Avrupa'dan Akdeniz, Kızıldeniz ve Cebelitarık boğazı ile ayrılır. Bu üç kıta, Akdeniz milletlerince, eski çağlardan beri bilindiği için “Eski Dünya” diye anılırlar.
Büyük Okyanus'taki adalar Avustralya ve büyük denizlerle eski dünyadan ayrılmış olan Amerikalar, “Yeni Dünya” kıtaları olarak bilinir. Güney Kutuptaki kara parçasına da Antarktika adı verilir.
Denizler Dünyanın büyük çukurluklarını dolduran ve birbirleriyle bağlantıları olan tuzlu su topluluklarıdır. Bütün denizlerin yüzeyi aynı seviyededir. Yeryüzünde “Okyanus” adı verilen üç büyük deniz vardır. Bunlar, Büyük Okyanus, Atlas Okyanusu ve Hint Okyanusudur.

17/1/2009

>> Uzayda Sıcaklık

Sıcaklık bir cismin atomik yapısı ile ilgilidir. Bir cismin molekülleri çok titreşiyorlarsa o cisim sıcak, az titreşiyorlarsa soğuktur. Bu nedenle sıcaklığa sahip olabilen tek şey maddedir. Uzay ise yüzde 99,99 vakumdur yani boşluktur, pratikte içinde molekül, atom ve parçacıkların bulunmadıkları kabul edilebilir. Dolayısı ile uzayın bir sıcaklığı olamaz.

Uzayın sıcaklığı yoktur ama uzayda bulunan cisimlerin sıcaklıkları vardır. Evrenin ortaya çıkışını açıklamaya çalışan ‘büyük patlama’ teorisi doğru ise rastlanabilecek en yüksek sıcaklık o anda olmalı. Gittikçe soğuyan evrende yıldızların ve onlara yakın gök cisimlerinin, atomik yapılarına göre belli sıcaklıkları vardır. Uzayın en az yoğun olduğu yerlerdeki cisimlerin sıcaklıklarının ise, atomik hareketlerin durduğu sıcaklıktan 3 derece fazla yani eksi 270 derece civarında olduğu tahmin ediliyor.

Avrupa Uzay Ajansı’ndan yapılan bir açıklamaya göre ise uzayda dönüp duran Hubble teleskopu uzaydaki şimdiye kadar rastlanan en soğuk bölgenin fotoğrafını çekmiş. 5000 ışık yılı uzaklıkta, Centaurus takımyıldızında bulunan bu bölgedeki sıcaklık mutlak sıfır noktasından l derece daha sıcak yani eksi 272 dereceymiş.

İnsanların uzayın sıcaklığını merak etmelerinin asıl nedeni uzaya çıkan astronotlardır. Onların nasıl bir sıcaklık ile karşılaştıkları, üzerlerindeki giysilerin buna nasıl dayandıkları hep merak konusu olmuştur. Astronotların gittikleri en uzak yer Ay’dır. Dünyamız atmosferi dışında ve Ay’daki sıcaklık ise Güneş’in ışığına doğrudan maruz kalınıp kalınmadığına bağlıdır.

Buralarda güneş ışığını doğrudan alan yerler, suyun kaynama noktasından bile yüksek bir sıcaklığa, 120 dereceye kadar ısınırlar. Güneş görmeyen yerlerde ise sıcaklık eksi 156 dereceye kadar düşer. Astronotlar kısa bir sürede 280 derecelik bir ısı farkı ile karşılaşabilirler. Bu nedenle astronotların giysilerinin ve uzay araçlarının izolasyon tasarımları çok önemlidir.

Yeryüzünde üzerimize kat kat giysiler bile giysek, vücut ısısını atmosfere oldukça çabuk veririz. Rüzgar bu ısı kaybını daha da hızlandırır. Ay’da ve uzayda yürüyen bir astronot ise içi vakum olan bir termosun içinde gibidir. Dışarıya ısı kaybı çok az olduğundan ve kendi vücudu sürekli ısı ürettiğinden üşümekten çok sıcaklık hisseder.

17/1/2009

>> Ayın Oluşumu

Dünya'nın uydusu Ay'ın, Dünya ile Mars büyüklüğündeki bir asteroidin çarpışması sonucu oluştuğu ileri sürüldü. Colorado'daki Southwest Araştırma Enstitüsü'nden araştırmacı Robin Canup, ''ilerlemiş bilgisayar teknolojisinden faydanılarak yapılan yeni canlandırmaların ve yeniden gözden geçirilen önceki canlandırmaların, Dünya'ya çarpan Mars kütlesindeki bir nesnenin, her ikisini şimdiki konumuna sokmak için yeterli olduğunu gösterdiğini''söyledi.

Bilim adamları ayrıca, aralarında Dünya'daki yerçekiminin Ay'ı yakaladığı ya da Dünya ve Ay'ın eş zamanda oluştuğunun bulunduğu diğer teorileri geçersiz sayıyorlar.

Öte yandan, Mars büyüklüğündeki asteroid teorisini ilk ortaya atan Harvardlı araştırmacı Al Cameron, Canup'un canlandırmasının tam oluşumu değil, ilk çarpışmayı kapsadığını ve çarpışmadan çıkan materyali taş yığını değil sert bir kaya varsaydığını bildirdi. Cameron, Ay'ı oluşturacak çarpışma zamanında Dünya'nın, Canup'un bildiği gibi tamamen değil, yalnızca 3/2'sinin oluştuğunu kaydetti.

<_script /><_script /><_script /><_script /><_script /><_script />

17/1/2009

>> Satürn Gezegeni

Image 

Güneş Sisteminin ikinci büyük gezegeni olan Satürn’ün yarı çapı 60400 km dir ve 1.433.000.000 km lik mesafe ile güneşe yakınlıkta 6. sıradadır. Gezegen teleskopla incelendiğinde yeşilimsi bir renkte görünür ve çıplak gözle görülebilen en uzak gezegendir.
Neredeyse tümü gazlardan oluşan bu gezegenin yoğunluğu çok küçüktür. Ortalama 700 kg/m3 yoğunluğu ile Güneş Sistemi’nde en küçük yoğunluğa sahip olan gezegendir. Güneşe olan uzaklığı nedeni ile yüzey sıcaklığı yaklaşık olarak -150 Cº dir.

Vogayer aracından alınan kızılötesi bilgilere dayanılarak gezegendeki hidrojen/helyum oranı 9/1 olarak saplanmıştır. Satürn’ün çevresine yaydığı ısı enerjisi güneşten aldığı ısı enerjisinden daha fazladır.
Gezegenin çevresindeki halkalar yıllarca bir sır olarak kalmış ve gezegene insanların büyük ilgi göstermesine neden olmuştur.

Bu halkalar ilk olarak Galileo uzay aracı tarafından gözlenmiştir fakat ne olduğu ancak Huygens tarafından 1655′te açıklanmıştır. Gezegen çevresinde araştırma yapan sondalar. Halkaların yapısı ve içeriği hakkında bize bazı bilgiler verdi. Bu bilgilere dayanılarak en dıştaki halkadan en iç teki halkaya doğru sırası ile A, B, C, E, F ve G isimleri verilmiştir. Bu araştırmalarda halkaların sanıldığından daha karmaşık bir yapıya sahip olduğu ve çok sayıda çemberden oluştuğu anlaşıldı.

Halkaların arkasındaki yıldızların parlaklığı görülebildiği için halkaların genişliğinin yalnızca 20 km kadar olabileceği tahmin edilmektedir. Ayrıca halkaların oluşumu hakkında, evrende daha önceleri başıboş dolaşan ufak meteor ve buz parçaları gibi değişik cisimlerin Satürn’ün çekim alanına yakalanmaları sonucu oluştuğu tahmini kabul edilmektedir

 

17/1/2009

>> Uranüs Gezegeni

Image 

Uranüs, 2.872.460.000 km lik mesafe ile güneşe yakınlık sırasında 7. gezegendir. 1781 yılında Sir W. Herschel tarafından gözlenmiştir. Çapı yaklaşık olarak 25600 km kadardır. 17 saat civarında tamamladığı eksen periyodunu yuvarlanarak yapar.
Bu nedenle kutuplardaki basıklığı yüksektir. Güneşe olan uzaklığı nedeni ile hakkında pek fazla bilgi bulunmamaktır. Gezegenin yapısı ve atmosferi hakkındaki bilgiler çoğunlukla tahminlere ve 1986 yılında gezegenin yakınlarından geçen Voyager 2 sondasından alınan bilgilere dayanmaktadır.

Bu bilgiler ışığında; gezegenin, hidrojen bakımından zengin, metan ve helyum içeren çok yoğun bir atmosfere sahip olduğu, yüzey sıcaklığının -221 Cº civarlarında olduğu, dünyanınkinden daha büyük bir mağnetik alana sahip olduğu ve kayalık bir çekirdeğinin bulunduğu gibi tahminler ileri sürülmektedir.

Uranüs’ün şu ana kadar gözlene bilinmiş 17 uydusu bulunmaktadır. Bu uydulardan ikisi olan Titana ve Oberon gezegeni ilk gözlemleme ünvanına da sahip olan Sir W. Herschel tarafından gözlenmiştir. 1948 yılına kadar beş büyük ana uydusu gözlenile bilinmişti. Fakat 1986′da Voyager 2 sondası bu uydulara ek olarak 10 küçük uydu daha bulmuştur.

31 Ekim 1997′de ise yarı çapları 160 ve 80 km olan iki uydu daha gözlenmiştir.
Gezegenin çevresinde 9 ince halka bulunmaktadır. Bu halkalar 10 Mart 1997 yılında bir yıldızın gezegenin arkasında kalması sonucunda yapılan gözlemler ile keşfedilmiştir.

Halkalar gezegenin merkezinden 42000 km sonra başlamaktadır ve en genişi bile kalınlığı bile 10 Km’den fazla değildir. En içten dışa doğru halkalara 6, 5, 4, α, β, γ, δ, ε isimleri verilmiştir. Sırası ile bu halkaların gezegenin merkezine olan uzaklıkları 41980, 42360, 42663, 44844, 45799, 47323, 47746, 48423 ve 51000 km dir. En dıştaki halka olan ε halkası elips şeklindedir ve her iki ucunda yarıçapları 40-50 km olan iki uydu yer almaktadır.

<- :: Sonraki Sayfa ->