17/2/2009

>> Uludağ













Zirvetepe (önde) ve Uludağtepe'nin (arkada) genel görünümü

Uludağ ya da 'Olimpos Dağı, Bursa ili sınırları içinde, 2.543 m yüksekliği ile Türkiye'nin en büyük kış ve doğa sporları merkezi olan dağ.Eski bir yanardağ olan Uludağ, Marmara Bölgesinin en yüksek dağıdır. Kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanan Uludağ'ın uzunluğu 40 km'yi bulur. Genişliği ise 15-20 km'dir. Toplu ve heybetli bir görünüşe sahip olan bu dağın Bursa'ya bakan yamaçları kademeli, güneye Orhaneli'ne bakan tarafları ise düz ve daha diktir. En yüksek noktası Uludağtepe'dir (2.543 m). Dağın kuzey tarafında Sarıalan, Kirazlı, Kadı, Sobra yaylaları vardır.

17/2/2009

>> Kız Kulesi


      İstanbul'un İmzası Kızkulesi...

Asya ile Avrupa'nın kesiştiği noktada, dünyada eşi benzeri olmayan konumu, 2500 yıllık tarihi ve yüzyıllardır anlatılan efsaneleriyle ilgi odağı olan Kızkulesi, İstanbul'un yıllarca kavuşamadığı bir aşığı gibiydi.

2000 yılında Hamoğlu Holding tarafından kendine özgü kimliğine ve geleneksel mimarisine bağlı kalarak yapılan restorasyon çalışması sonrasında bunca yılın ardından insanlarla buluştu.

Kızkulesi, gündüzleri kafeterya, akşamları ise özel restaurant olarak hizmet verdiği büyüleyici atmosferine sizleri bekliyor.

 

12/2/2009

>> 2. dünya savaşının nedenleri gelişimi ve sonuçları

1.dünya savaşı’nın sonunda almanya yenilmiş ve ağır koşullar içeren bir antlaşma yapmak zorunda bırakılmıştı. almanlar 1919’da imzalanan versay antlaşması’nın haksız maddeler içerdiğini ve yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorlardı. 1920’lerde büyük ekonomik güçlüklerle karşı karşıya kalan almanya’da 1933’te adolf hitler önderliğindeki naziler iktidara geldi. hitler,bir yandan versay antlaşması’nın geçersiz sayılmasına çalışırken,öte yandan da silahlı kuvvetlerini yeniden toparladı.

  • 2.dünya savaşı sonunda ortaya çıkan toplam bilanço
  • 12/2/2009

    >> 100 Temel eser

    100 temel eser TÜRK EDEBİYATI 1 - M. Kemal Atatürk -Nutuk 2 - Kutadgu Biligden Seçmeler 3 - Dede Korkut Hikâyeleri 4 - Yunus Emre Divanından Seçmeler 5 - Mevlana -Mesnevîden Seçmeler 6 - Nasreddin Hoca Fıkralarından seçmeler 7 - Divan Şiirinden Seçmeler 8 - Halk Şiirinden Seçmeler 9 - Evliya Çelebi -Seyahatnâmesinden Seçmeler 10 - Kerem ile Aslı 11 - Samipaşazade Sezai -Sergüzeşt 12 - Halit Ziya Uşaklıgil -Mai ve Siyah 13 - Hüseyin Rahmi Gürpınar -Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç 14 - Ahmet Rasim -Şehir Mektupları 15 - Ahmet Hikmet Müftüoğlu -Çağlayanlar 16 - Ömer Seyfettin -Hikâyelerden Seçmeler 17 - Mehmet Âkif Ersoy -Safahat 18 - Ahmet Haşim -Bize Göre 19 - Yahya Kemal Beyatlı -Eğil Dağlar 20 - Yahya Kemal Beyatlı -Kendi Gök Kubbemiz 21 - Abdulhak Şinasi Hisar -Boğaziçi Mehtapları 22 - Ruşen Eşref Ünaydın -Diyorlar ki 23 - Yakup Kadri Karaosmanoğlu -Kiralık Konak 24 - Yakup Kadri Karaosmanoğlu -Yaban 25 - Refik Halit Karay -Memleket Hikâyeleri 26 - Refik Halit Karay -Gurbet Hikayeleri 27 - Halide Edib Adıvar -Sinekli Bakkal 28 - Halide Edib Adıvar -Mor Salkımlı Ev 29 - Reşat Nuri Güntekin -Anadolu Notları 30 - Reşat Nuri Güntekin -Çalıkuşu 31 - Falih Rıfkı Atay -Çankaya 32 - Falih Rıfkı Atay -Zeytindağı 33 - Faruk Nafız Çamlıbel -Han Duvarları 34 - Nazım Hikmet -Memleketimden İnsan Manzaraları 35 - Şevket Süreyya Aydemir -Suyu Arayan Adam 36 - Memduh Şevket Esendal -Ayaşlı ile Kiracıları 37 - Peyami Safa -Dokuzuncu Hariciye Koğuşu 38 - Peyami Safa -Fatih-Harbiye 39 - Nihad Sami Banarlı -Türkçenin Sırları 40 - Ahmet Hamdi Tanpınar -Beş Şehir 41 - Ahmet Hamdi Tanpınar -Sahnenin Dışındakiler 42 - Samiha Ayverdi -İbrahim Efendi Konağı 43 - Necip Fazıl Kısakürek -Çile 44 - Sabahattin Ali -Kuyucaklı Yusuf 45 - Ahmet Kutsi Tecer -Şiirler 46 - Ahmet Muhip Dıranas -Şiirler 47 - Âşık Veysel -Dostlar Beni Hatırlasın 48 - Orhan Veli -Bütün Şiirleri 49 - Cahit Sıtkı Tarancı -Otuzbeş Yaş (Bütün Şirleri) 50 - Kemal Tahir -Esir Şehrin İnsanları 51 - Orhan Kemal -Eskicinin Oğulları 52 - Sait Faik Abasıyanık -Kayıp Aranıyor 53 - Sait Faik Abasıyanık -Hikâyelerinden Seçmeler 54 - Halikarnas Balıkçısı -Aganta Burina Burinata 55 - Kemal Bilbaşar -Cemo 56 - Samim Kocagöz -Kalpaklılar 57 - Tarık Buğra -Küçük Ağa 58 - Necati Cumalı -Tütün Zamanı 59 - Rıfat Ilgaz -Karartma Geceleri 60 - Orhan Hançerlioğlu -7. Gün 61 - Fakir Baykurt -Kaplumbağalar 62 - Faik Baysal -Drinada Son Gün 63 - Abbas Sayar -Yılkı Atı 64 - Haldun Taner -Hikâyelerinden Seçmeler 65 - Oğuz Atay -Bir Bilim Adamının Romanı 66 - Aziz Nesin -Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz 67 - Sabahattin Kudret Aksel -Gazoz Ağacı 68 - Yusuf Atılgan -Anayurt Oteli 69 - Cemil Meriç -Bu Ülke 70 - Ord. Prof. Dr. Ali Fuat BAŞGİL -Gençlerle Başbaşa 71 - Naki Tezel -Türk Masalları 72 - Salâh Birsel -Boğaziçi Şıngır Mıngır 73 - Bahattin Özkişi -Sokakta DÜNYA EDEBİYATI 74 - Beydeba -Kelile veDimne 75 - Eflatun -Devlet 76 - Eflatun -Sokratesin Savunması 77 - Sadi -Gülistan 78 - Servantes -Don Kişot 79 - Balzac -Vadideki Zambak 80 - Viktor Hugo -Sefiller 81 - Goethe -Faust 82 - Daniel Daefo -Robenson Cruzoe 83 - Dostoyevski -Suç ve Ceza 84 - Gogol -Ölü Canlar 85 - Turgenyev -Babalar ve Oğullar 86 - Tolstoy -Savaş ve Barış 87 - Gustav Flaubert -Madam Bovary 88 - Charles Dickens -İki Şehrin Hikâyesi 89 - Knut Hamsun -Açlık 90 - Jack London -Beyaz Diş 91 - Rabindranath Tagore -Gora 92 - Ernest Hemingway -Çanlar Kimin İçin Çalıyor 93 - William Faulkner -Ses ve Öfke 94 - İvo Andriç -Drina Köprüsü 95 - Paniat İstrati -Akdeniz 96 - John Steinbeck -Fareler ve İnsanlar 97 - M Selimoviç -Derviş Ve Ölüm 98 - Cengiz Dağcı -Onlar da İnsandı 99 - Cengiz Aytmatov -Beyaz Gemi 100 - Cengiz Aytmatov -Gün Olur Asra Bedel

    12/2/2009

    >> Felsefe

    DİYALEKTİK « Felsefe

    Felsefede bir metod. Gerçekleri konuşmak suretiyle aramak esasına dayanır. Ünlü Yunan filozof Socratesin ilk olarak kullandığı bu metoda göre gerçeklerin anlaşılabilmesi için karşılıklı konuşmak ve devamlı soru sorma gerekmektedir. Socrates'in, “doğuştan gelen bilgilerimizi” ispat etmede kullandığı diyalektik metodda, a) alay safhası, b) fikir doğurtma safhası olmak üzere iki bölüm vardır, Birine bölümde, konuşturulan kimseye, bir takım tertipli sorular sorularak, “bilirim” iddiasında bulunmasına rağmen, aslın da “hiç bir şey bilmediği” ortaya konur. İkinci bölümde ise, yine konuşturulan kimseye bir yığın tertipli ve düzenli sorular sorulur ve bu yolla o kişide “doğuştan var olduğu bilinen” fikirle doğurtulur ve bilginlerin şuurlandırılmasına çalışılır.

     

    DOĞMATİZM « Felsefe

    Felsefe mesleklerinden biri. Dogmatizmde, bilgilerimizin mutlak olduğuna ve insanın mutlak bir gerçeğe erişebileceğine inanılır. Bu da, nizam, metot gibi bazı kayıtları gözeterek çalışmak suretiyle mümkün olabilir. Buna göre, gerçeğin araştırılması huşunda insan zekâsına tam bir güven şarttır.

     

    DETERMİNİZM « Felsefe

    Bir felsefe mesleği. Determinizm her olayın maddi ya da mânevi bir takım sebeplerin zorunlu sonucu olduğunu ileri sürer. Kâinat olaylarının hepsi, bunların arasında insan aksiyonları, daha önceki bir takım sebeplerin sonucu olarak kabul edilir. Bunlar da, ilerde olacak bazı işlerin sebeplerini meydana getirirler.

     

    EPİKÜRCÜLÜK « Felsefe

    Epicurus'un felsefe mesleği. Ruhun da vücut gibi ölümlü olduğunu, yaşanılandan başka hayat olmadığını, bunun için ömrü temiz ve yüksek nazlarla geçirmek gerektiğim ileri sürer. Bu felsefe mesleğine göre, insan için en büyük iyilik hazdır ve bütün gayretlerimiz, bu hazzı elde etmek ve elemden kaçmak olmalıdır.

     

    EPİSTEMOLOJİ « Felsefe

    Bilginin değeri ve bilginin kaynağı meselelerini inceleyen felsefe teorisi. Bilgi teorisi ve bilgi kuramı deyimleri ile de bilinir.
    Filozoflar,
    her şeyden önce, bu filemde olup bitenleri anlamak, bilmek problemi ile meşgul olmuşlar, bilginin nasıl meydana geldiğini ve bunda rol oynayan faktörlerin neler olduğunu düşünmeden önce insan bilgisinin mutlak olup olmayacağı üzerinde, düşünürlerken, bilginin kaynağının ne olduğu sorusu üzerinde de düşünmüşlerdir.
    Bilgi teorisini (Epistemoloji) meydana getiren bu iki esas,
    böylece, “bilginin değeri meselesi” ve “bilginin kaynağı meselesi” şeklinde kendini göstermiştir. Bilginin değerini inceleyen filozoflar çeşitli görüşleri içine alan felsefe meslekleri ile bu konuyu açıklama yoluna gitmişlerdir.
    Dogmatik filozoflara göre,
    insan bilgisi mutlaktır. Gerek akıl, gerekse duyu organları ile elde edilen bilgiler, gerçeğin değişmez ifadesidir. Bunların dışında gerçek yoktur.Septik filozoflara göne, eşya ve olaylar hakkında kesin hüküm vermekten çekinmelidir. Her türlü “bilirim” iddiasından vazgeçmeli ve her şeyden “şüphe” ile söz edilmelidir.Sofist filozoflara göre herkese göre değişmez bir gerçekten söz edilemez. Gerçeğin ölçüsü insandır. Ferdî şuurların ve bilgilerin dışında bir gerçek yoktur.
    'Skolâstik filozoflara göre,
    ancak, dinin ve mukaddes kitapların bildirdiği bilgiler birer gerçek olmak karakterindedirler. Dinin ve mukaddes kitapların bildirdiklerinin dışında «gerçek» yoktur.
    Kritis filozoflara göre,
    tenkit etmeden hiçbir fikrin doğruluğunu, yanlışlığını kabul etmemek gerektir, insan bilgisi ancak, tabiat tarafından aklın yaratılış şekline ve sübjektif bünyesine uygundur. Bilgilerimiz, mutlak olamaz.
    Pozitivist filozoflara göre pozitif bilimlerin sonuçlarına ve onların bildirdiklerine dayanmayan hiçbir bilginin değeri yoktur.
    Bilginin kaynağı meselesini inceleyen filozoflar da,
    çeşitli görüşleri içine alan felsefe meslekleri ile bu konuyu inceleme yoluna gitmişlerdir. Epistemolojinin ikinci probleminde bilgilerimizin doğuştan, akıldan, duyu organlarımız ve günlük deneylerin bildirdiklerinden sezgiden geldiğini iddia eden çeşitli felsefe meslekleri ve çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bilginin kaynağı meselesini de filozoflar çeşitli felsefe meslekleri ile, şu sekide açıklama yoluna gitmişlerdir.
    Rasyonalist filozoflara göre,
    bilginin kaynağı akıldır. Akıl da ilâhi bir kaynağa sahiptir. Akıl prensiplerimiz doğuştan gelmektedir. Akıl prensipler, gibi Tanrıya ,sonsuzluğa, kemale ait fikirlerimiz doğuşla birlikte gelmişlerdir.
    Empirist filozoflara göre,
    bilgilerimiz deneyden gelmektedir. Deneyler edinmemizde duyu organlarımızın da rolü vardır. Duyu organlarımızın bildirdiklerini ,akıl almamazlık edemez. Emtüistyonist filozoflara göre, iki çeşit bilgi vardır. Bilim ve felsefe. Bunlarda birincisi zekânın, ikincisi içgüdüye dayanan sezginin ürünüdür. Zekâya dayanan bilgi esas hayatın bilgisi, sezgiye dayanan felsefe bilgisidir. Sezgiden gelen bilgiler, bize değişmez gerçekler: verir.
    Pragmatist filozoflara göre,
    bilgilerimiz yaşanan hayatla ilgilidir. Bilginin konusu olan gerçeği hayatla olan uyumluluğu ile ele almalıdır Günlük hayatla ilgili olmayanlar bir bilgiye ve onun konusu olan gerçeğe ne bilgi ne de gerçek gözü ile bakılamaz.

     

    EVRİMCİLİK « Felsefe

    Yaratılışın ve bugün gördüğümüz şekilleri almış olan yaratıkların, birdenbire değil, uzun bir zaman içinde ve yavaş yavaş meydana gelmiş olduğunu ileri süren ve evrim (tekâmül) fikrine dayanan bir felsefe mesleği.

     

    FİZİKÖTESİ « Felsefe

    İlk sebeplerin, ilk prensiplerin bilgisi. Yunanca fizikten sonra anlamındadır. Fizikötesi genel ve özel olmak üzere iki bölüme ayrılır. Birincisi, “varlık bilim” ya da “İlk felsefe” denilen bölümdür. İkinci de, maddenin hakikatinden, Tanrıdan söz eder. Bir bakıma asıl felsefe, “fizikötesi” dir ve felsefenin en güç, en genel meselelerine bu ad verilir.

     

    FATALİZM « Felsefe

    Bir felsefe mesleği, kadercilik. Fatalizmde, bütün olaylar tek ve tabiatüstü bir sebeple önceden tespit edilmiştir. Bundan kaçınılmaz, insan iradesi bunda bir şey değiştiremez.

     

    FENOMENİZM « Felsefe

    Gerçeğin, ancak olaylardan ibaret olduğunu ileri süren felsefe mesleği. Fenomenizme göre, görünmeyen ve bize meçhul kalan bir âlem yoktur; olaylardan başka bir şey var değildir. Bu mesleğin kurucusu, İngiliz filozofu David Hume (1711 - 1776) dur.

     

    HÜMANİZM « Felsefe

    Eski Yunan ve Lâtin felsefe ve edebiyatlarının en yüksek kültür örneği olarak ileri sürmüş olanların mesleği.
    Bu
    akım, ilkin XI. ve XIII. yüzyıllarda İtalya'da belirmeğe başlamış, İtalya'da önem kazanmağa başlayan Yunan ve Lâtin eserlerine dönme eğiliminden sonra Dante ve Petrarca gibi ünlü şairler aracılığı ile büyük önem kazanmağa başlamıştır. Ortaçağ'ın her türlü hür ve insanca düşünceye engel olan “skolâstik” felsefesinin değerden düşmesine yol açan bir gelişme devresinden sonra, Avrupa'da Rönesans devrinde en büyük gelişmesini kaydetmiştir.

     

    İDEALİZM « Felsefe

    Varlığın ve eşyanın insan benliğinden ayrı, kendine özge bir gerçekliği bulunduğunu kabul etmeyen ve bilimde temel olarak düşünceyi alan felsefe mesleği. Sanat ederlerinde de, tabiatı oldugu gibi kopya etmeyi değil, onu ideale göre düzelti güzelleştirmeyi esas olarak alır Geıek felsefede, gerek sanatta idealızm gerçekliğin karşıtıdır.

     

    İDEOLOJİ « Felsefe

    Yalnız fikirlere dayanan felsefe sistemi. Fikirlerin, tasavvurların ne şekilde meydana geldiğinden, kaynaklarından ve kanunlarından söz eder.

     

    MİSTİSİZM « Felsefe

    İnsan aklinin, özellikle görgü ve deneyin yetişmediği alanlarda, Tanrıya, yaradılışa, ölüme, ezel ve ebede ait meselelerde gerçeğe kalp yoluyla ve irade zoruyla ulaşabileceğini kabul eden bir felsefe ve din mesleği. Mistisizmin İslâm dinindeki karşılığı “tasavvuf” tur.

     

    MARXİZM « Felsefe

    Kari Marx tarafından ortaya atılan bir tarih felsefesi ve ihtilâlci değişim programı. Markizinin esasları, dialektik materyalizmi savunan bir tarih felsefesidir. Marx'a göre, kapitalizm kendi yıkılış ve çürüyüş tohumlarım kendi bünyesinde taşımaktadır. Bu yüzden ihtilal kaçınılmaz bir sonuçtur. Marx şunları savunur: 1 - Toprak mülkiyetinin kaldırılması ve bu toprakların devlet taralından yeni bir kiralama sistemi kullanılarak işletilmesi; 2 - Gelir Vergisi konusunda tam anlamıyla ve ileri bir yenileştirme; 3 - Miras hakkının kaldırılması; 4 - Kredinin kurulacak bir devlet bankasınca merkezileştirilme-si; 5 - Ulaştırma örgüt ve araçlarının devletleştirilmesi; 6 - Fabrikaların üzerinde devlet mülkiyeti ve arazinin dağıtılması; 7 - Bütün işçilere iş; 8 - Bütün çocukların devlet tarafından öğretiminin yaptırılması ve çocuklar için fabrika işçiliğinin kaldırılması.

     

    MATERYALİZM « Felsefe

    Yalnız maddî olan insanı kabul eden ruhu kabul etmeyen bir felsefe mesleği. İnsanın ruh ve beden olmak üzere iki varlığa sahip olduğunu ve bu varlıklardan ruhun bedene üstün olduğunu kabul eden Spritüalistlerin karşıtı olarak Materyalistler yalnız maddî olan insanı kabul ederler ve insanda çeşitli organların çeşitli fonksiyonlar yaptıklarını ileri sürerler (ciğerlerin nefes alması beynin düşünmesi gibi). Bedenin de ruha hâkim olduğunu kabul ederler. Materyalistlere göre insan tabiat kanunlarına uyan maddî bir varlıktır. Böylece materyalizm ruhun varlığını, devamını kabul etmediği gibi Tanrı'nın varlığını da kabul etmez.

     

    POZİTİVİZM « Felsefe

    Bilgiye ancak deney ve gözleme dayanan şeylerin temel olabileceğini, deney ve gözlemin dışında kalan kavramların bilime konu olamayacağını savunan felsefe mesleği. Pozitivizm kelimesi ilk defa XIX. yüzyılda Saint - Simon'un öğrencileri tarafından ortaya atılmış. Bütün bir felsefenin adı olarak da ilk defa Auguste Comte tarafından kullanılmıştır. Auguste Comte oluşa egemen olan kanunları, gözlemi yapılan olayların ve yalnız bunların aracılığı ile bulmayı bilimin baş görevi olarak görür.

     

    SKOLASTİK FELSEFE « Felsefe

    Ortaçağ felsefesiyle ilgisi olan, Aristo ve Eflâtun'un eserlerinden alınmış olan, Avrupa'da X. yüzyıldan XVII. yüzyılın sonlarına kadar, üniversitelerde ve din okullarında okutulan felsefeye verilen ad. Bu felsefenin genel özelliği, dini esasları, değişmez birer temel saymak ve akim delillerini bu esasa göre açıklamaktır.

     

    SOFİZM « Felsefe

    Felsefede bir düşünce sistemi. Bir kıyas halinde ileri sürülen ve yanlışlığı ustalıkla gizlenip doğru olduğu kabul ettirilmek istenen delillere dayanır.

     

    TASAVVUF « Felsefe

    Sofilik sistemi. İnsan aklının, gözlem ve deneyle yetişemediği alanlarda, asilikle Tanrıya, yaradılışa, ölüme, ezel ve ebede ait konularda gerçeğe kalp yoluyla ve irade gücüyle ulaşılabileceğini kabul eden bir felsefe ve din mesleğidir. Bu deyim, çoklukla bu felsefe mesleğinin, İslâm dinindeki karşılığıdır.

    <- :: Sonraki Sayfa ->