DİYALEKTİK « Felsefe
Felsefede bir metod. Gerçekleri konuşmak suretiyle aramak esasına dayanır. Ünlü Yunan filozof Socratesin ilk olarak kullandığı bu metoda göre gerçeklerin anlaşılabilmesi için karşılıklı konuşmak ve devamlı soru sorma gerekmektedir. Socrates'in, “doğuştan gelen bilgilerimizi” ispat etmede kullandığı diyalektik metodda, a) alay safhası, b) fikir doğurtma safhası olmak üzere iki bölüm vardır, Birine bölümde, konuşturulan kimseye, bir takım tertipli sorular sorularak, “bilirim” iddiasında bulunmasına rağmen, aslın da “hiç bir şey bilmediği” ortaya konur. İkinci bölümde ise, yine konuşturulan kimseye bir yığın tertipli ve düzenli sorular sorulur ve bu yolla o kişide “doğuştan var olduğu bilinen” fikirle doğurtulur ve bilginlerin şuurlandırılmasına çalışılır.
DOĞMATİZM « Felsefe
Felsefe mesleklerinden biri. Dogmatizmde, bilgilerimizin mutlak olduğuna ve insanın mutlak bir gerçeğe erişebileceğine inanılır. Bu da, nizam, metot gibi bazı kayıtları gözeterek çalışmak suretiyle mümkün olabilir. Buna göre, gerçeğin araştırılması huşunda insan zekâsına tam bir güven şarttır.
DETERMİNİZM « Felsefe
Bir felsefe mesleği. Determinizm her olayın maddi ya da mânevi bir takım sebeplerin zorunlu sonucu olduğunu ileri sürer. Kâinat olaylarının hepsi, bunların arasında insan aksiyonları, daha önceki bir takım sebeplerin sonucu olarak kabul edilir. Bunlar da, ilerde olacak bazı işlerin sebeplerini meydana getirirler.
EPİKÜRCÜLÜK « Felsefe
Epicurus'un felsefe mesleği. Ruhun da vücut gibi ölümlü olduğunu, yaşanılandan başka hayat olmadığını, bunun için ömrü temiz ve yüksek nazlarla geçirmek gerektiğim ileri sürer. Bu felsefe mesleğine göre, insan için en büyük iyilik hazdır ve bütün gayretlerimiz, bu hazzı elde etmek ve elemden kaçmak olmalıdır.
EPİSTEMOLOJİ « Felsefe
Bilginin değeri ve bilginin kaynağı meselelerini inceleyen felsefe teorisi. Bilgi teorisi ve bilgi kuramı deyimleri ile de bilinir.
Filozoflar, her şeyden önce, bu filemde olup bitenleri anlamak, bilmek problemi ile meşgul olmuşlar, bilginin nasıl meydana geldiğini ve bunda rol oynayan faktörlerin neler olduğunu düşünmeden önce insan bilgisinin mutlak olup olmayacağı üzerinde, düşünürlerken, bilginin kaynağının ne olduğu sorusu üzerinde de düşünmüşlerdir.
Bilgi teorisini (Epistemoloji) meydana getiren bu iki esas, böylece, “bilginin değeri meselesi” ve “bilginin kaynağı meselesi” şeklinde kendini göstermiştir. Bilginin değerini inceleyen filozoflar çeşitli görüşleri içine alan felsefe meslekleri ile bu konuyu açıklama yoluna gitmişlerdir.
Dogmatik filozoflara göre, insan bilgisi mutlaktır. Gerek akıl, gerekse duyu organları ile elde edilen bilgiler, gerçeğin değişmez ifadesidir. Bunların dışında gerçek yoktur.Septik filozoflara göne, eşya ve olaylar hakkında kesin hüküm vermekten çekinmelidir. Her türlü “bilirim” iddiasından vazgeçmeli ve her şeyden “şüphe” ile söz edilmelidir.Sofist filozoflara göre herkese göre değişmez bir gerçekten söz edilemez. Gerçeğin ölçüsü insandır. Ferdî şuurların ve bilgilerin dışında bir gerçek yoktur.
'Skolâstik filozoflara göre, ancak, dinin ve mukaddes kitapların bildirdiği bilgiler birer gerçek olmak karakterindedirler. Dinin ve mukaddes kitapların bildirdiklerinin dışında «gerçek» yoktur.
Kritis filozoflara göre, tenkit etmeden hiçbir fikrin doğruluğunu, yanlışlığını kabul etmemek gerektir, insan bilgisi ancak, tabiat tarafından aklın yaratılış şekline ve sübjektif bünyesine uygundur. Bilgilerimiz, mutlak olamaz.
Pozitivist filozoflara göre pozitif bilimlerin sonuçlarına ve onların bildirdiklerine dayanmayan hiçbir bilginin değeri yoktur.
Bilginin kaynağı meselesini inceleyen filozoflar da, çeşitli görüşleri içine alan felsefe meslekleri ile bu konuyu inceleme yoluna gitmişlerdir. Epistemolojinin ikinci probleminde bilgilerimizin doğuştan, akıldan, duyu organlarımız ve günlük deneylerin bildirdiklerinden sezgiden geldiğini iddia eden çeşitli felsefe meslekleri ve çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bilginin kaynağı meselesini de filozoflar çeşitli felsefe meslekleri ile, şu sekide açıklama yoluna gitmişlerdir.
Rasyonalist filozoflara göre, bilginin kaynağı akıldır. Akıl da ilâhi bir kaynağa sahiptir. Akıl prensiplerimiz doğuştan gelmektedir. Akıl prensipler, gibi Tanrıya ,sonsuzluğa, kemale ait fikirlerimiz doğuşla birlikte gelmişlerdir.
Empirist filozoflara göre, bilgilerimiz deneyden gelmektedir. Deneyler edinmemizde duyu organlarımızın da rolü vardır. Duyu organlarımızın bildirdiklerini ,akıl almamazlık edemez. Emtüistyonist filozoflara göre, iki çeşit bilgi vardır. Bilim ve felsefe. Bunlarda birincisi zekânın, ikincisi içgüdüye dayanan sezginin ürünüdür. Zekâya dayanan bilgi esas hayatın bilgisi, sezgiye dayanan felsefe bilgisidir. Sezgiden gelen bilgiler, bize değişmez gerçekler: verir.
Pragmatist filozoflara göre, bilgilerimiz yaşanan hayatla ilgilidir. Bilginin konusu olan gerçeği hayatla olan uyumluluğu ile ele almalıdır Günlük hayatla ilgili olmayanlar bir bilgiye ve onun konusu olan gerçeğe ne bilgi ne de gerçek gözü ile bakılamaz.
EVRİMCİLİK « Felsefe
Yaratılışın ve bugün gördüğümüz şekilleri almış olan yaratıkların, birdenbire değil, uzun bir zaman içinde ve yavaş yavaş meydana gelmiş olduğunu ileri süren ve evrim (tekâmül) fikrine dayanan bir felsefe mesleği.
FİZİKÖTESİ « Felsefe
İlk sebeplerin, ilk prensiplerin bilgisi. Yunanca fizikten sonra anlamındadır. Fizikötesi genel ve özel olmak üzere iki bölüme ayrılır. Birincisi, “varlık bilim” ya da “İlk felsefe” denilen bölümdür. İkinci de, maddenin hakikatinden, Tanrıdan söz eder. Bir bakıma asıl felsefe, “fizikötesi” dir ve felsefenin en güç, en genel meselelerine bu ad verilir.
FATALİZM « Felsefe
Bir felsefe mesleği, kadercilik. Fatalizmde, bütün olaylar tek ve tabiatüstü bir sebeple önceden tespit edilmiştir. Bundan kaçınılmaz, insan iradesi bunda bir şey değiştiremez.
FENOMENİZM « Felsefe
Gerçeğin, ancak olaylardan ibaret olduğunu ileri süren felsefe mesleği. Fenomenizme göre, görünmeyen ve bize meçhul kalan bir âlem yoktur; olaylardan başka bir şey var değildir. Bu mesleğin kurucusu, İngiliz filozofu David Hume (1711 - 1776) dur.
HÜMANİZM « Felsefe
Eski Yunan ve Lâtin felsefe ve edebiyatlarının en yüksek kültür örneği olarak ileri sürmüş olanların mesleği.
Bu akım, ilkin XI. ve XIII. yüzyıllarda İtalya'da belirmeğe başlamış, İtalya'da önem kazanmağa başlayan Yunan ve Lâtin eserlerine dönme eğiliminden sonra Dante ve Petrarca gibi ünlü şairler aracılığı ile büyük önem kazanmağa başlamıştır. Ortaçağ'ın her türlü hür ve insanca düşünceye engel olan “skolâstik” felsefesinin değerden düşmesine yol açan bir gelişme devresinden sonra, Avrupa'da Rönesans devrinde en büyük gelişmesini kaydetmiştir.
İDEALİZM « Felsefe
Varlığın ve eşyanın insan benliğinden ayrı, kendine özge bir gerçekliği bulunduğunu kabul etmeyen ve bilimde temel olarak düşünceyi alan felsefe mesleği. Sanat ederlerinde de, tabiatı oldugu gibi kopya etmeyi değil, onu ideale göre düzelti güzelleştirmeyi esas olarak alır Geıek felsefede, gerek sanatta idealızm gerçekliğin karşıtıdır.
İDEOLOJİ « Felsefe
Yalnız fikirlere dayanan felsefe sistemi. Fikirlerin, tasavvurların ne şekilde meydana geldiğinden, kaynaklarından ve kanunlarından söz eder.
MİSTİSİZM « Felsefe
İnsan aklinin, özellikle görgü ve deneyin yetişmediği alanlarda, Tanrıya, yaradılışa, ölüme, ezel ve ebede ait meselelerde gerçeğe kalp yoluyla ve irade zoruyla ulaşabileceğini kabul eden bir felsefe ve din mesleği. Mistisizmin İslâm dinindeki karşılığı “tasavvuf” tur.
MARXİZM « Felsefe
Kari Marx tarafından ortaya atılan bir tarih felsefesi ve ihtilâlci değişim programı. Markizinin esasları, dialektik materyalizmi savunan bir tarih felsefesidir. Marx'a göre, kapitalizm kendi yıkılış ve çürüyüş tohumlarım kendi bünyesinde taşımaktadır. Bu yüzden ihtilal kaçınılmaz bir sonuçtur. Marx şunları savunur: 1 - Toprak mülkiyetinin kaldırılması ve bu toprakların devlet taralından yeni bir kiralama sistemi kullanılarak işletilmesi; 2 - Gelir Vergisi konusunda tam anlamıyla ve ileri bir yenileştirme; 3 - Miras hakkının kaldırılması; 4 - Kredinin kurulacak bir devlet bankasınca merkezileştirilme-si; 5 - Ulaştırma örgüt ve araçlarının devletleştirilmesi; 6 - Fabrikaların üzerinde devlet mülkiyeti ve arazinin dağıtılması; 7 - Bütün işçilere iş; 8 - Bütün çocukların devlet tarafından öğretiminin yaptırılması ve çocuklar için fabrika işçiliğinin kaldırılması.
MATERYALİZM « Felsefe
Yalnız maddî olan insanı kabul eden ruhu kabul etmeyen bir felsefe mesleği. İnsanın ruh ve beden olmak üzere iki varlığa sahip olduğunu ve bu varlıklardan ruhun bedene üstün olduğunu kabul eden Spritüalistlerin karşıtı olarak Materyalistler yalnız maddî olan insanı kabul ederler ve insanda çeşitli organların çeşitli fonksiyonlar yaptıklarını ileri sürerler (ciğerlerin nefes alması beynin düşünmesi gibi). Bedenin de ruha hâkim olduğunu kabul ederler. Materyalistlere göre insan tabiat kanunlarına uyan maddî bir varlıktır. Böylece materyalizm ruhun varlığını, devamını kabul etmediği gibi Tanrı'nın varlığını da kabul etmez.
POZİTİVİZM « Felsefe
Bilgiye ancak deney ve gözleme dayanan şeylerin temel olabileceğini, deney ve gözlemin dışında kalan kavramların bilime konu olamayacağını savunan felsefe mesleği. Pozitivizm kelimesi ilk defa XIX. yüzyılda Saint - Simon'un öğrencileri tarafından ortaya atılmış. Bütün bir felsefenin adı olarak da ilk defa Auguste Comte tarafından kullanılmıştır. Auguste Comte oluşa egemen olan kanunları, gözlemi yapılan olayların ve yalnız bunların aracılığı ile bulmayı bilimin baş görevi olarak görür.
SKOLASTİK FELSEFE « Felsefe
Ortaçağ felsefesiyle ilgisi olan, Aristo ve Eflâtun'un eserlerinden alınmış olan, Avrupa'da X. yüzyıldan XVII. yüzyılın sonlarına kadar, üniversitelerde ve din okullarında okutulan felsefeye verilen ad. Bu felsefenin genel özelliği, dini esasları, değişmez birer temel saymak ve akim delillerini bu esasa göre açıklamaktır.
SOFİZM « Felsefe
Felsefede bir düşünce sistemi. Bir kıyas halinde ileri sürülen ve yanlışlığı ustalıkla gizlenip doğru olduğu kabul ettirilmek istenen delillere dayanır.
TASAVVUF « Felsefe
Sofilik sistemi. İnsan aklının, gözlem ve deneyle yetişemediği alanlarda, asilikle Tanrıya, yaradılışa, ölüme, ezel ve ebede ait konularda gerçeğe kalp yoluyla ve irade gücüyle ulaşılabileceğini kabul eden bir felsefe ve din mesleğidir. Bu deyim, çoklukla bu felsefe mesleğinin, İslâm dinindeki karşılığıdır.