16/2/2009

>> Ölü Canlar

Eser Hakkında: 

Eser, asıl olarak üç bölüm şeklinde yazılmış bir romandır. Yazar, ikinci ve üçüncü bölümleri aşırı tepkiler sebebiyle yazmamıştır. Ölü Canlar, 19. asır Rus insanlarına bir eleştiri niteliği taşımaktadır. Eserdeki sahtekarlıklar, dönemin Rus sosyal yaşamından esinlenilerek kurgulanmıştır. Vatanını çok seven Nikolay Vasilyeviç Gogol, ülkesindeki çarpıklıkları ortaya koyarak çözüme gidilmesini istemiştir bu eseriyle. Gogol, eserde Rusya’daki günlük yaşamı en ince ayrıntısına kadar betimlemiştir. Dolayısıyla yazar, realist bir dille Rus ülkesindeki bayağılık ve ruhî boşluğu anlatmayı istemiştir.

Ölü Canlar Özeti:

Chichikov, kendini üniversite danışmanı olarak tanıtan sahtekar bir adamdır. Aslında, bir süre gümrük dairesinde görev almış, kaçakçılarla iş ortaklığı yaptığı anlaşılınca işten atılmıştır. Diğer insanları överek, kendini farklı bir şekilde tanıtarak kandırıyor, varlıklı ve soylu insanların gü­venini kazanmaktadır.

Para kazanmak için planladığı bir düzenbazlığı uygulamasında, kişiliği ve sahtekârlığı  ona yardım etmektedir. Zamanın yasalarına göre, toprak sahipleri topraklarının sınırları içinde yaşayan insanların sayısına göre vergi öde­mesi gerekmektedir. Her nüfus sayımında bu rakam tespit edil­mekte, nüfus sayımına kadar da değiştirilmemektedir.
Pavel Ivanovich Chichikov, Rusya’yı gezerek son nüfus sayımında ölen “ölü canların” ölüm belgelerini satın alır. Top­rak sahipleri, bu alışverişten memnundur. Her iki tarafın da kârlı çıktığı bir durumdur bu. Pavel Ivanovich Chichikov, bu belgeleri toplayarak mevcut olmayan mülkü rehine koyar ve karşılığında para alır.
Chichikov, bir kasabaya uğrar, oyununu burada uygulamaya karar verir. Kasabanın ekonomik duru­mu, toprak sahiplerinin kimlik bilgileri, devlet memurlarının özellikle­ri ve ölü canların sayısını öğrenir. Halk, onu önemli ve zengin bir kişi zanneder. Sevimliliği ile zenginlerin de kısa sürede güvenini kazanır. Varlıklı ailelerin evlerine davet edilir, onların yaşantısına şahit olur. Bu arada, pek çok ölü can belgesi top­lar. Herkes topladığı belgelerle onun Ukrayna’daki çifliğinde çalışacak işçi aradığını zannetmektedir.
Bir süre sonra, Pavel Ivanovich Chichikov’un çalıştığı ba­zı kişiler yüzünden her şey anlaşılır. Valinin balosunda sarhoş bir toprak sahibi -Nozdryev- her şeyi anlatır. Bazıları, Pavel I-vanovich Chichikov’un valinin kızı ile evlenmek istediği dedi­kodusunu ortaya atarlar. Bazıları ise Chichikov’un casus, hat­ta Napolyon Bonapart’ın ta kendisi olduğunu söyler.

Bütün dolandırıcılığı ortaya çıkan Chichikov kasa­badan kaçar ve başka bir macera için yola koyulur.

Ölü Canlar Kahramanları (Kişileri)

Pavel İvanovich Chichikov: Romanın ana kahramanıdır. Dolandırıcılığı, maceraperestliği ile dikkati çekmektedir. İnsanların inandığı, sevdiği, sevimli bir kişidir.
Korobochka Anne: Başka bir toprak sahibidir. İhtiyar, saf bir kadındır. Fakat malikâneyi bütün ustalığıyla yönet­mektedir.
Manilov: Chichikov’un çalıştığı toprak sahiplerinden bi­ridir. Silik şahsiyetli, etkisiz, kendi hâlinde biridir.
Nozdryev: Toprak sahiplerinden diğeridir. Kumarbaz, sarhoş, yalancı ve kaba bir insandır.
Sobakevich: Toprak sahibidir. Kaba, iri yapılı bir tiptir. Plevshkin: Aşın derecede cimri diğer bir toprak sahibidir. Selifah, Petrushka: Chichikov’un hizmetçileridir.

16/2/2009

>> Yılkı Atı

Bu roman Abbas Sayar‘ın ilk romanıdır ve 1970′te yayınlanmıştır, TRT 1970 Sanat Ödülleri yarışmasında Yılkı Atı adlı romanıyla başarı ödülü almıştır. İçeriği ve kahramanları ile farklı bir romandır. Çünkü eserde ana kahramanlar atlardır, insanla tabiatın, atların ilişkisi ele alınmıştır. Eserde üzerinde durulan ana konular tevekkül, yoksulluk, tabiat, geleneklere bağlılıktır.

Yılkı Atı Özeti:

İbrahim, tarlada çift sürmektedir. Bulunduğu köy, Ana­dolu’nun yoksul köylerinden biridir. Köyde kış, acı yüzünü göstermeye başlamıştır. Rüzgârlar sertleşmiş, kavak ağaçları yapraklarını dökmeye başlamıştır. İbrahim, bu yılki mah­sulünü düşünür. Saman da, ürünler de kıt kanaat ancak ye­tecektir. Samanları düşünen İbrahim, Dorukısrak’ını hatırlar. Öküzleri köye doğru sürerken hayaller kurar. Bir harman do­lusu buğdayının, arabalarının, konağının, bir sürü atlarının olduğunu hayal eder. İbrahim, bu kadar zenginliği olsa ça­lışanlarına hep hakkını vereceğini düşünür. Köyde öküzlerini suladıktan sonra İbrahim eve döner. Büyük oğlu Mustafa’ya Dorukısrak’ı dağlara sürmesini söyler. Dorukısrak’in artık yıl­kı atına salınma vakti gelmiştir.
Mustafa ve küçük kardeşi Hasan, Dorukısrak’a atlayıp dağlara sürerler. Bir de taş atarak onun incinmesine neden olurlar. Dorukısrak’ı kovalarlar. Onlar köye dönünce Dorukıs­rak, yuvasından ve tayından uzak yerlerde tek başına kala­kalır. Karanlık çökünce köye gider. Ahırının kapısını zorlar, kapı açılmaz. İmam, yalnız kıldığı namazdan evine döndük­ten sonra gece dışarda, Dorukısrak ve köpeklerden başka hiç kimse kalmaz.
Dorukısrak sonraki gün de aynı şeyi yapar. Artık gündüzle­ri kimse görmeden sürüye kanşıp tayını sevmekte, akşam da Mustafa ve Hasan’in taşlamaları yüzünden dağa kaçmaktadır. Üçüncü gün, İbrahim Dorukısrak’ı acaip şekilde döver. İbrahim, ona yarışlar kazandıran, tay veren, yıllarca yanından ayrılma­yan bu atı, artık işe yaramadığı gerekçesiyle istememektedir.
Bir gün sonra, Tombak Emmi, İbrahim’in emri üzerine Dorukısrak’ı bir köylüye verir. Köylünün adı Kaşifinoğlu’dur.

Kaşifinoğlu, Dorukısrak’ı çok uzaklara götürür ve bırakır. Dorukısrak’ı tayını çok özlediği için yine ahırını bulur, komşu­lar onun İbrahim’in atı olduğunu anlayınca ona acır. Doru-kısrak artık çok yıpranmıştır, köye son defa bakar ve köyü terk eder.
Doru, yapayalnızdır artık. Çok acıkmakta fakat ot bula­mamaktadır. Dolaşırken kendisi gibi yılkıya salınmış bir atla -Çilkır’la- karşılaşır. Birlikte güneye doğru inerler. Ovada on­lar gibi 7-8 at daha vardır. Bütün atların koruyucusu olan atın adı Demirkır’dır. Doru da onlara katılır, bir hayat sürmeye başlar. Sadece tayını çok özlemektedir.
Bir gün, Dorukısrak’ı kıskanan Çilkır’la Aygır kavga eder­ler. Çilkır yenilince gururu kırılır, herkese küser. Kış gelmiştir, her yeri kar kaplamıştır. Kurtların hücumuna uğrarlar, Aygır hepsini kurtarır.
İbrahim, Doru gittikten sonra çok asabileşir. Dorukısrak’ı düşünmekte fakat arasa da bulamamaktadır. Köylüler de et­tiğini bulduğunu düşünmektedir.
Havanın çok soğuk olduğu bir gün, Dorukısrak hasta­lanır, bir köye doğru gider. Hıdır Emmi adında biri ona acır, bakar ve onu iyileştirir. Dorukısrak, bir köyde emniyette iken arkadaşlarına yine kurt saldırır ve Çilkır’ ı öldürürler. Dorukıs­rak’a çok iyi bakılmakta, arpalar yedirilmekte, üstü kilimlerle örtülmektedir. Bir insana bakılır gibi bakılmaktadır. Bu iyi in­sanlar, iyileşince onu törenle köyden gönderirler.
Arkadaşlarını bulunca Çilkır’in öldürüldüğünü duyar ve çok üzülür. Artık mart ayı gelmiş, kış yerini bahara bırakmış­tır. İki atı yılkı tüccarları zorla götürürler.
İbrahim ise bahar gelince tek başına da olsa Dorukısrak’ı bulmaya karar verir. Ovaya iner. Dorukısrak’ını bulur. Tayı annesinin yanına gönderir, böylelikle Doru’nun geleceğini zanneder. Tay ve Dorukısrak tam aksine koşmaya başlarlar, bir süre sonra gözden kaybolurlar.
İbrahim yaz kış onları arar; fakat bulamaz.

16/2/2009

>> Beyaz Diş

İki adam altı köpeğin çektiği bir kızakla Ladin ormanlarının soğuk karları arasında ilerlemektedir. Hava o kadar soğuk­tur ki nefeslerinin buharları havaya çıkınca donmaktadır. Kızağın ar­ka tarafında ise gömülmek için bir başka şehre götürülen bir ceset vardır. Bu iki adam,  cesedin kendilerin­den daha şanslı olduğunu konuşmaktadırlar. Çünkü böyle bir yerde kendileri ölse kimse kendilerini bir başka yere götürme­yecek, onların ceseti ancak aç kurtların karnını doyuracaktır. İki adam, kurtların ulumalarını duymakta ve çok fazla korkmaktadırlar.
Adamlardan birincisi olan Bili, aç kurtların arkalarında onları takip ettiğini anlamıştır. Diğeri Henry ise çok korkmaktadır. Sadece üç fişek­leri vardır. Yavaş yavaş köpeklerin azaldığını anlarlar. Geceleri kurtlar köpekleri kapıp yemekte, adamların yanında ateş yandığı için onlara yaklaşmamaktadır. Ancak dişi bir kurt, onların yanına kadar sokulmakta, onlara taze etmiş gibi ba­ktıktan sonra tekrar uzaklaşmaktadır. Adamlar kurdun köpek türünden geldiğini bu sebeple yanlarına yaklaşabildiğini düşünür.
Kurtlar her defasında yanlarına kadar yaklaşmakta, bu da adamların sinirlerini iyice bozmaktadır. Ve bir gün Bili’i yakalarlar. Bili, kurtlar tarafından yenir. Henry, geceleri hiç uyumamakta, tek koruyucusu ateşe iyice sokulmaktadır. Kurtlar ateşe yaklaşamadıklan için bu olay birkaç gece böyle devam eder. Artık uykusuzluktan canından bile vazgeçecek duruma gelir. Birgün tam kurtların yaklaştığı esnada adam uyuyakalır ve o anda ateş söner. Adam kurtlara yem olacağı esnada bazı adamlar ona rastlar ve tesadüfen kurtulur.
Bu aç kurt sürüsünün içinde en öne çıkan dişi kurttur. Önderin yanı başında yer alır her avda. Bir yere doğru iler­lerler. Burada av eti bol olduğu için bir süre beslenebilirler. Dişi kurt için sürü içinde iki kurt birbirlerine saldırır ve savaş­ta genç kurt ölür, yaşlı kurt dişi kurda sahip olma hakkını ka­zanır. Bundan sonra yaşlı kurtla dişi kurt birlikte avlanmaya, öldürmeye ve yol almaya başlar. Zamanla dişi kurt hamile kalır ve bir mağaraya çekilir. Yaşlı kurt onu bu dönem boyun­ca besler. Fakat kıtlık vardır. Av bulamamaktadır. Dişi kurdun beş tane eniği olur. Diş kurt çok hırçınlaşmıştır. Baba kurtların aç olduklarında kendi eniklerini yediğini bildiği için yaşlı kur­du eniklerine yaklaştırmamaktadır. Yaşlı kurt zor bela dışarı­da tavuk, kuş avlamakta fakat bu av eniklere yetmemektedir. Müthiş bir kıtlık baş gösterir ve enikler birer birer ölür. Yalnız­ca bir tanesi hayatta kalır. Hayatta kalan boz enik mağaradan başka bir dünyadan haberdar değildir. Babasının bir av sıra­sında ölmesi ile dışarıya çıkmaya ve dünyayı tanımaya başlar. Vahşi doğada canlı ve cansız varlıkların olduğunu, canlıların tehlikeli olabileceğini anlar. Doğada sen yemezsen seni yerler kuralının geçerli olduğunu idrak eder. İlk yediği ta­vuk avı ile taze et ve kanın lezzetini tanır. Bundan sonra or­manda çok iyi avlanabilen bir kurt hâline gelir.
Bu boz eniğin hayatında bir değişim olur. Boz enik, ilk kez ormanda ateş yakan insanlarla karşılaşır. Onların kendin­den daha üstün olduğunu anlar. Meğer Kızılderili olan bu dört adam boz eniğin annesini tanımaktadırlar. Onu yan­larına alınca boz eniği de alırlar. Sahibi ona Beyaz Diş adını takar ve çadırlarının olduğu yere götürür. Beyaz Diş, zaman­la evcilleşir; fakat sahibinin köpekleri tarafından dışlanır. Bu yüzden çok sinirli bir kurt olur. Annesinden de ayrılmak zo­runda kalınca kendini yapayalnız hisseder.
Sahibi onu sık sık dövmesine rağmen o sahibine alışmış­tır. Onlarsız bir hayat düşünememektedir. Fakat bir gün Yakı­şıklı Smith adlı çok çirkin ve gaddar bir adam onu satın alır. Sürekli sahibinin yanma kaçan Beyaz Diş, yakışıklı Smith’ten feci şekilde dayak yer, ona hiç alışamaz bu yüzden. Yakışıklı Smith, onu kafesin içine tıkar ve dövüştürmek için kullanır. Yanına koyduğu en güçlü köpekleri dahi yendiği için onun üzerinden çok para kazanır. Fakat Beyaz Diş, çok yırtıcı ve nefret dolu bir hayvan olmuştur. Onu bu korkunç yaşantıdan Weedon Scott kurtarır. Merhametli ve saygın bir adam olan Scott onun hâline acır ve onu bu adamdan kurtarır. Ona sev­giyle yaklaşır, okşar. Başlangıçta insanlardan hep dayak ve ceza gören Beyaz Diş ona yaklaşmaz, yırtıcı davranır. Daha sonra aralarında çok güzel bir muhabbet gelişir. Beyaz Diş, sahibine sevgi dolu bakar, onun elinde evcilleşir, insanlara kötülük yapmaz. Bir gün, Scott’in sıcak iklime sahip memle­ketine dönmesi gerekir. Beyaz Diş, bunu önceden sezer ve içine bir hüzün çöker. Sahibi kurdun sıcak iklimde yaşamaya­cağını düşündüğü için onu götürmeyecektir. Onu, sahibinin gidişini görmemesi için bir yere kapatırlar. Fakat Beyaz Diş kapatıldığı yerin camını kırar ve sahibinin gemisine son anda biner. Scott, onu götürmek zorunda kalır.
Scott’ın ailesi, kurt olduğu için Beyaz Diş’i istemezler. Ondan korkmaktadırlar. Fakat Scott onun evcilleşeceğini söyler. Beyaz Diş, birkaç kişiyi yaraladıktan ve komşuların ta­vuklarını yedikten sonra bunların yapılmaması gerektiğini an­lar ve bir köpek gibi evcilleşir. Ailenin hayatını bir hırsızdan kurtarır. Bunun üzerine artık bu evde yaşayacaktır. Komşu­larının köpeğinden enikleri de dünyaya gelir.

16/2/2009

>> Madam Bovary

Eser Hakkında:

Batı edebiyatının en önemli klasiklerindendir. Flaubert‘in şaheseridir. Eser, romantik, hayalci ve mantıktan çok duyguları ile hareket eden bir kadının başından geçenleri ele alır. Bu bakımdan, Romantizme bir tepki özelliği de taşı­maktadır. Gustave Flaubert‘ın Madam Bovary adlı romanı, tasvirleri ve realist gözlemleri, kur­gulanış tekniğiyle batı edebiyatının en güzel şaheserlerinden biridir.

Madam Bovary Özeti:

19. asrın ikinci yarısıdır. Charles Bovary, Rouen’de eği­tim görmektedir. Okulunu ailesinin sayesinde bitiren Charles, doktor olur. Tostes adlı küçük bir kasabada mesleğini sürdür­meye başlar. Charles, hırslı ve idealist bir insan değildir. Elin­dekiyle mutlu olan bir kişidir. Annesi, onun başarılı olması için çaba sarf eden, onu yöneten bir kadındır. Annesi, bu pek yetenekli olmayan oğlunu dul bir kadınla evlendirir. Dul eşi ile mutlu olamayan Charles bu hayata yine de katlanır.

Charles, doktor olduğu için kasabadan her kesimle ilişki kurmaktadır. Kasabanın ileri gelenlerinden Rouault’la dost olur, evlerine gidip gelmeye başlar. Bu arada, huysuz karısı ölür. Bir süre geçtikten sonra, Charles Rouault’un kızı Emma ile evlenir. Sakin, huzurlu bir hayat arzu etmektedir.

Emma ise, romantik bir genç kızdır. Evlilikten beklentile­ri Charles’ ınkinden çok farklıdır. Sürekli romantik aşk hikâye­leri ve romanları okuyan Emma, bunların tesirindedir. Hare­ketli, heyecanlı, derin bir duygusal ilişki hayal etmektedir. Fa­kat evlilikten beklentileri gerçekleşmez, zamanla hayatını mo­noton ve can sıkıcı bulmaya başlar. Bir gün evlerine gelen es­ki bir aristokrat olan Marquis d’Andervilliers onun bu istekle­rini iyice kamçılar. Marquis d’Andervilliers, ona Paris’in lüks yaşantısındaki ihtişamından, eğlencelerinden bahseder. Bu günden sonra, Emma Bovary iyice hayatından hoşnutsuzluk duyar.

Hayalindeki yaşama erişecek maddi gücü olmadığı için çabaları başarısızlıkla sonuçlanır. Hamile olmasına rağ­men, bu hoşnutsuzluk onu çok etkiler ve uzun süren bir has­talık geçirmesine neden olur. Onun isteklerini anlayamayan kocası Charles, Emma’nın sağlığı için başka bir yere, Yonville’l Abbaye’ye taşınır. Burada pek çok kişi ile tanışmak, Emma’ya biraz daha iyi gelir. Eczacı Homais ile Leon en sık görüştükleri kişiler olur. Emma ile Leon arasında duygusal bir yakınlık baş gösterir. Leon, Emma’ya Charles’tan daha anlayışlı davranır. Emma, zihnindeki aşk tasavvurunu bu ilişki­ye yükler. Oysaki aralarında gerçek anlamda bir ilişki yaşan­maz. Leon, bir süre sonra Emma’nın aşırı hassasiyetlerinden ve hayallerinden bıkar, kasabayı terk eder.

Emma, hayal kırıklığına uğrar. Bocalar. Fakat hâlâ haya­lindeki yaşamı arzulamaktadır. Kasabanın önde gelen çiftçile­rinden biri olan Rodolphe ile tanışır. Rodolphe aşkı duygusal anlamda algılayamayacak kadar basit ve zevkperest bir in­sandır. Zamanla Emma’yı kullanmaya başlar. Onu sevmez, sadece arzularına alet eder. Oysa, Emma hayalindeki duygu­sal ilişkiyi bulduğunu sanır. Eşini aldatır. Rodolphe ise sade­ce iyi vakit geçirdiği için mutludur.

Emma, her geçen gün müsrifleşir. Eşinden habersiz alış­verişler yapar, borçlanır. Eşini de kendi ihtirasları için kullanır. Onun düztaban olan birini ameliyat etmesini ister. Yetenekle­rini ispat ederse çok meşhur bir doktor olacak, Emma’ya is­tediği hayatı sunacaktır. Oysa ameliyat çok başarısız geçer. Adamın ayağının kesilmesi gerekir. Büyük bir başarısızlık ya­şayan Charles, utancından dışarı çıkamaz. Emma, başarısız kocasından daha da nefret eder. Rodolphe’ya kaçmaya karar verir. Rodolphe ise ona bir mektup gönderir, ilişkilerinin bitti­ğini söyler. Bunun üzerine Emma hastalanır, aylarca yatar. İyileşince, huzurlu, sakin bir yaşam sürmek ister, kendini di­ne verir. Bu, çok uzun sürmez. Leon’a tekrar tesadüf edince, eski arzularına geri döner. Leon değişmiştir. İlişkileri maddi bir aşk olarak devam eder. Her hafta bir gün Leon’la birlikte yaşayan Emma, gittikçe borçlanır. Kocası her şeyden haber­sizdir. Leon, kariyerine ilişkinin zarar vereceğini düşünerek Emma’yı terk eder.

Emma, hem aşktan beklentisini alamamış hem de borç­lanmış biri olarak çıkmaz içindedir. Bir gün içinde 320 frank ödemesi gerekmektedir. Sevgililerinden borç ister. Alamayın­ca âdeta bütün hayatı altüst olur. Homais’in eczanesine gider,arsenik alır ve yutar. Charles’ın yanında çırpına çırpına can verir.

Charles, karısını çok sevmektedir. Onun ölümüne daya­namaz. Kederinden mahvolur. Kendine geldiğinde, evin düzenini sağlamaya çalışır. Bir gün, Emma’ya sevgililerinden gelen mektupları görür. Karısının onu yıllarca aldattığını an­lar. Kısa bir zaman sonra da ölür. Çocukları Berthe akrabaları tarafından büyütülür. Kötü niyetli Homais ise emellerine ka­vuşmuş, şeref madalyası almıştır.

Madam Bovary Kahramanları (Kişileri)

Madam Bovary: Romanın ana kahramanıdır. Aşırı derecede hayalci, güzel, ihtiraslı, lüks ve gösteriş meraklısı, duygularıyla hareket eden, bencil, sorumsuz bir ka­dındır. Eserde sürekli okuduğu aşk romanlarındaki gibi bir aşk yaşamı ve hareketli, lüks yaşam ister.

Leon Dupuis: Madam Bovary’nin sevgilisidir. Avukat kâtibidir. Sıradan, ruhi derinliği olmayan bir insandır.

Rudolphe Boulanger: Maddi aşkı önemseyen bir kır centilmenidir. Madam Bovary ile yasak bir ilişki yaşar. Ru­dolphe, uzun süreli, gerçek bir aşk insanı değildir.

Homais: Eczacıdır. Kendi çıkarını düşünen, bencil, kötü niyetli, gururlu bir kişidir.

Heloi se Dubuc: Charles’ın ilk karışıdır. Charles’tan yaşça büyük olduğu için kıskanç, hükmeden bir kadındır. Çir­kin ve sevimsizdir.

Berthe Bovary: Bovarylerin tek çocuğudur.

Charles Denis Bartholome Bovary: Charles’ın ba­basıdır. Sefahat düşkünü, yeteneksiz bir subaydır.

Rouault: Emma’nın babasıdır. Rahatına düşkün, ailesi­ne önem veren, zengin bir köylüdür.

Marquis d’Andervilliers: Politikacıdır. Aristokrat bir aileye mensuptur. Madam Bovary’ye lüks hayatı tanıtır.

Leheureux: Madam Bovary’nin borca sürüklenmesine neden olan esnaftır. Vicdansız, bencil bir kişidir.

Charles Bovary: Madam Bovary’nin kocasıdır. Madam Bovary’nin aksine, ihtirassız, kendi hâlinde, üstün yetenekle­ri olmayan, basit, iyimser bir kişidir. Hayattan fazla beklenti­si yoktur. Elindekiyle yetinen bir kişidir. Doktordur.

16/2/2009

>> Ses ve Öfke

Eser Hakkında

Eser, farklı bakış açılarıyla anlatılır ve dört ana bölüm­den meydana gelir. Ses ve Öfke, bilinç akışı yöntemi ile yazılmıştır.

Bilinçakışı Yöntemi: Yazar, kahramanların bilin­cinden geçen olayları müdahale etmeden anlatır.

Birinci bölüm, 7 Nisan 1928′de Benjy’nin bilincinden geçen olayla­rın anlatılmasından ibarettir.
İkinci bölüm, 2 Haziran 1910′da Quanten’in intihar etmeden önceki yaşadıklarının onun zihninden anlatılmasıdır.
Üçüncü bölüm, 6 Nisan 1928′de Jason’ın bakış açısıyla anlatılan olaylar oluşturur.
Dördüncü bölüm, 8 Nisan 1928′de Paskalya günün­deki olaylar oluşturur.

Ses ve Öfke Özeti:

Benjy otuz üçüncü doğum gününde, bakıcısı Luster’le golf oyunu seyretmektedir. Bu arada kız kardeşi Caddy’yi ha­tırlar. Luster de karnaval ücreti için gerekli olan 25 sentini kaybetmiştir. Onu aramaktadır. Bu yüzden, Benjy’yi yalnız bırakır. Benjy, yeğeni Miss Quanten’i karnaval tellalı ile öpü­şürken görür. Luster de parasını bulamamıştır. Eve dönerler. Mutfakta Benjy1 nin doğum günü pastası durmaktadır. Luster, Dilsey gidince Benjy’yi kızdırmaktadır. Fırında Benjy’nin eli­ni yakmasına neden olur. Dilsey, Benjy’nin eline merhem sürer ve eline çok sevdiği Caddy’nin terliğini verir. Benjy an­cak Caddy’nin terliğini eline alınca susmaktadır.
Luster, yemek anında Jason’dan para ister. Jason vermez. Miss Quanten’le Jason kavga ederler. Herkes yattığında, Lus­ter, Benjy’yi yatak odasına götürür. Onu uyutmaya çalışırken Miss Quanten’in pencereden atlayarak kaçtığını görür.
Geçmiş Zaman
Sene 1898′dir. Bütün çocuklar henüz küçüktür ve bahçe­de oyun oynamaktadır. Caddy, bir ağaca çıkarak evdekilerin ne yaptığını görmeye çalışır. Evde büyük bir kalabalık vardır ve herkes somurtmaktadır. Caddy, kalabalığın eğlence için toplandığını düşünür. Oysa büyük annesi ölmüştür.
Benjy, kız kardeşi Caddy’yi çok sevmektedir. O yanında iken kendini iyi hissetmektedir. Bazı duyulan çok kuvvetli olan Benjy, Caddy’nin yağmur gibi koktuğunu düşünmekte­dir. Jason ise onun kâğıt bebeklerini kesmektedir.
Caddy on dört yaşına gelince makyaj yapmaya başlar. Erkek arkadaşlarıyla daha yakın ilişkide bulunur. Benjy, tüm masumluğuyla bu durumdan nefret etmektedir. Caddy, safi­yetini yitirince Benjy ağlar, sürekli yıkanmak ister. Adeta Caddy’nin kirini temizlemek istemektedir. Bir yıl sonra, Caddy evlenir. Caddy’yi gelinlikle gören Benjy ağlar. Caddy evden kocasıyla ayrılınca çok üzülür. Bir ay sonra, Harward Üniversitesinde okuyan Quanten ölür. Benjy kardeşini çok sevdiği için onun bu ölüm haberini duymasını engellerler. İki yıl sonra da babası ölür. Cenaze günü, annesi ile mezarlığa gider. Jason, babasının mezarına onlarla gelmez.
Quanten, 2 Haziran 1910 Şimdiki Zaman
Quanten, erkenden kalkar, sürekli saatin tik taklarını din­ler. Saatinin camını kırar. Zaman kavramı üzerinde düşünür. Kiliseye gitmemek için yavaş hareket eder. Tıraş olur, temiz kıyafetler giyer ve dışarı çıkar. Yolda saatlerin zamanı doğru göstermediğini düşünür. Bir dükkândan üç demir ütü alır. Cambridge kasabasına gider. Ütüleri köprünün altına saklar. Köprüden bir fırına gider, simit alır. Küçük bir kız görür ve o-na dondurma ikram eder. Çocuk, sürekli onu takip etmeye başlar. Kızın fırsatçı ağabeyi, onu, kızı kirletmekle suçlar. Mahkemeye çıkarılır. Kefaletle serbest bırakılır.
Quanten akşam odasına döner. Elbisesinin lekesini çıkar­maya çalışır. Arkadaşı Shreve’ye bir mektup yazar. Sürekli aklının takıldığı ve sırrını çözemediği saatini de ona bırakır. İntihar etmek için odasından çıkar.
Geçmiş Zaman
Quanten de Benjy’nin hatırladıklarının aynını hatırlar. Quanten’in zihninde kız kardeşi Caddy’nin bir erkekle olan macerası derin bir iz bırakmıştır. Erkek arkadaşı Caddy’yi öp­müştür. Quanten otla kardeşinin yüzünü siler. Benzer bir olay Quanten’in de başından geçmiştir. Caddy, Quanten’e bunu hatırlatarak onu kızdırır. Kavga ederler.
Quanten, bundan başka Caddy’nin Dalton tarafından kirletildiği günü hatırlar. Qunanten, Benjy’nin önsezilerini ve koku duyusunun kuvvetini bilmektedir. O gün, Benjy’nin Caddy’den kirli bir koku duyarak inlediğini anımsamaktadır. Quanten, Dalton’u öldürmek ister. Tabancasıyla onu öldüre­ceği sırada, bayılır. Silah patlayınca, Caddy yanlarına koşar ve Dalton’u kovar. Bütün bu hadiseleri öğrenen Bayan Compson, kızını bir başkasıylaf Herbert’le) evlendirmeye ka­rar verir. Quanten, düğünden önce Herbert’le tanışır; fakat onu hiç sevmez; âdeta kardeşini kıskanır. Quanten, Her-bert’in kötü şöhretini bilmektedir. Kardeşini evlenmemesi için uyarır. Kendisiyle gelmesini ister. Caddy ona kızar.
Jason, 6 Nisan 1928
Jason, ailenin reisidir. Fakat o, sadece parayı düşünen, sorumsuz bir kişidir. Caddy’den sürekli para gelmektedir. A-ma Caddy terk edilince para gelmemeye başlar. Bunun üze­rine, Caddy’nin yıllar önce kızı Quanten için ayırdığı çeki ça­lar. Jason, bununla da kalmaz. Annesinin onun için sakladığı bir dükkân hissesini de satar ve otomobil alır. Değişik işlere girer; fakat hep başarısız olur. Quanten’in hoyratlığı onu ra­hatsız etmektedir. Quanten’i sevgilisiyle yakalamak için uğra­şır durur. Quanten’le uğraşmakla yetinmeyen Jason, Luster’i sinirlendirmek için biletleri yakar.
Paskalya , 8 Nisan 1928
Dilsey, aileyi ayakta tutan tek kişidir. Kiliseden dönerken ev içindeki kaosu görür ve ailenin sonunun geldiğini düşü­nür. Onun düşüncesini doğrulayacak bir olay ortaya çıkar. Quanten, annesinden kalan yüklüce bir parayla kaçmıştır. Ja­son, onu yakalamak için Quanten’in karnavaldaki sevgilisini bulmaya karar verir. Karnavaldaki adamla kavga eder, yara­lanır ve aramaktan vazgeçer.
Romanın sonunda Luster ile Benjy faytonla gezerlerken Luster atları hızlandırır. Benjy çok korkar. Jason’la karşılaşır­lar. Jason, Luster’i tokatlar ve Benjy huzurlu bir şekilde elin­de, sapı kırılmış nergis çiçeğine bakar.

<- :: Sonraki Sayfa ->