17/1/2009

>> Beyaz çayın bilinmeyen faydaları

 

Elle mart sayısında efsanevi “beyaz çay”ı ele aldı. Her demlemede farklı bir aromatik tadı ortaya çıkan beyaz çay sağlığa yararlarıyla biliniyor.

Beyaz şakayık”, “altın ay”, “gümüş iğne” ve “beyaz bulut” gibi isimleriyle ve tadıyla efsaneler yaratan, yüzyıllarca çeşitli anlamlar yüklenerek değerlenen ve günümüzde pek çok araştırmanın konusu olan beyaz çaya kupalarınızda yer açın. Beyaz çay, adını çay tarlalarındaki açılmamış filizlerin gümüşi beyaz tüylerinden ve çok açık renkli liköründen alıyor.

En nadide ve en pahalı çay çeşidi olan beyaz çay, kadim şifacılar tarafından yüzyıllardır bitkisel ilaç olarak da kullanılıyor. Ayrıca en az üretilen ve en yüksek düzeyde antioksidan içeren çay çeşidi. Dünyada yıllık üretimi 600-800 ton civarında. Çin, Hindistan, Kenya, Sri Lanka ve Vietnam kaynaklı beyaz çayın, ülkemizde de çeşitleri var.

Dört çeşidi var

Damakta tatlı ve ipeksi yumuşaklıkta tat bırakan beyaz çay, fındıksı bir aromaya sahip. Yüksek kalitedeki beyaz çay, diğer adıyla “gümüş iğne”, yalnızca filizler içeriyor. Kafeini daha az tüketmek isteyenler için keyifli bir seçenek. Dört grup beyaz çay var: Silver Needle (Yin Zhen Bai Hao), White Peony (Bai Mu Dan), Tribute Eyebrow (Gong Mei), Noble, Long Life Eyebrow (Shou Mei). En yüksek kaliteli beyaz çaylar olan “gümüş iğne” ve “beyaz şakayık”, Çin kaynaklı. “Silver needle”, “gümüş iğne”, “büyük beyaz” veya “narcissus” denilen çay klonlarının körpe etli tomurcuklarından dikkatli şekilde elle seçilerek üretiliyor.

Hafif tatlımsı aroması ve lezzetiyle çok ünlü ve nadir. İkinci derece kalitede olan “beyaz şakayık” (white peony), tomurcuk ve yapraklardan oluşuyor. “Gümüş iğne”ye göre daha sert tada sahip olan çay, ondan daha koyu renkte. Avrupa ülkeleri ve Amerika’da fındık veya bambu kokulu, tatlı, hafif tütsülenmiş tada sahip, daha koyu likörlü “beyaz şakayık” satılıyor. Beyaz çaylar içinde en tanınmışlardan biri de, Çin’in Fujian Bölgesi’nde yetiştirilen “yüzde 100 organik beyaz şakayık”. Beyaz çayı Türkiye’de Lipton ile Schiller Chiemsee çay markaları içinde bulabilirsiniz.

Beyaz çayın yararları

Beyaz çay kolon, prostat, mide kanseri gibi birçok farklı kanser çeşidine karşı koruyuculuğa sahip. Yüksek tansiyonu düşürmeye yardımcı. Damarların gelişimine destek oluyor. Felç tahribatına karşı koruyucu etkili. İyi kolesterolü yükseltip, kötü kolesterolü düşürmeye yardımcı olarak damar sertleşmesi ve tıkanıklığının önlenmesine katkı sağlıyor.

Bakteri ve virüsleri doğal yollarla yok etmeyi sağlıyor. Bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Soğuk algınlığına karşı korunmaya yardımcı. HIV belirtilerini hafifletebiliyor. Kalbi güçlendiriyor. Kemik yoğunluğunun yüksek olmasına katkıda bulunuyor. Romatizma ve osteoporoz hastaları için faydalı etkiye sahip. Dişleri daha güçlü yapan az miktarda florid ve diğer besin elementleri içeriyor. Kötü nefes kokusuna sebep olan bakterileri öldürüyor. Metabolizmayı hızlandırarak, dengeli diyet programına yardımcı oluyor.

Nasıl demlenir?

Demliğe koyulan beyaz çay, siyah çayın aksine birkaç kez demlenebiliyor ve her demlemede farklı bir aromatik bileşeni açığa çıkıyor. Eğer demlemede en yüksek kalitedeki filizler kullanılacaksa demleme süresi, suyun sıcaklığına bağlı olarak üç-dört dakika sürebiliyor. Çeşitli metotları deneyerek farklı damak tatları için en mükemmel beyaz çay demleme şeklini bulmanız mümkün.

Efsanevi beyaz çay

Bir Çin efsanesine göre, beş bin yıl önce İmparator Shen Yung kırda dolaşmaktadır. Su içilemeyecek kadar kirlidir, o da suyun kaynatılmasını emreder. Derken rüzgâr, fincandaki kaynar suya bir çay yaprağı bırakır. Meraklı imparator, yaprağın su içinde demlenmesine izin verir. Efsaneye göre imparator yedi yıl boyunca bölgede kalarak sürekli çay içer.

Çin’in Song Hanedanlığı boyunca beyaz çaya büyük hürmet edilmiş. Bu değerli içecek, kraliyet tebasının seçimi ve imparatora sunulan özel bir hediye olmuş. Beyaz çay yaprakları ve tomurcukları, geniş kaselerde rahatça çırpılabilsin diye Song çay seremonisi boyunca ince toz şeklinde öğütülmüş. Bu şekilde ilk çay pudrası üretilmiş. Bu dönemde Çin’e giden Japon rahipler, Song usulü çay hazırlamayı öğrenmiş ve ülkelerinde alışkanlığı devam ettirmişler.

Aşırı fruktoz tüketimi zarar veriyor

Meyvelerin içinde doğal olarak bulunan ve meyve şekeri olarak bilinen fruktoz, son 30 yılda gıda sanayiinin en çok kullandığı tatlandırıcı haline geldi.

Doğal yiyeceklerle alımı yararlı olan bu şeker türünün gıda sanayiindeki kullanımı arttıkça, doğal olmayan yollardan fazla tüketiminin zararları tıp dünyasının dikkatini çekmiştir.

Mısırdan elde edilen fruktozdan zengin mısır şurubu (high fructose corn syrup), başta alkolsüz içecekler (meyve suları, asitli içecekler, sodalar vb.) olmak üzere bütün hazır gıdalarda (kek, bisküvi, çikolata, şekerleme, tüm jöle ve benzeri ürünler, hazır ekmekler vb.) yaygın olarak kullanılmaktadır. Ucuz olmasının yanında, karaciğerde diğer şekerlerden farklı işlenmesi gıda üreticilerine ek bazı yararlar getirmektedir. Tüm bu yararlar tüketiciye ise zarar olarak yansımaktadır.

Fruktoz, diğer şekerler gibi doyma hissi oluşturmaz ve fruktozdan zengin tatlı yiyecekler daha çok tüketilebilir. Yemeklerden sonra ortaya çıkan ve doyma hissi sağlayan en önemli iki unsur, kan glukoz ve kan insulin düzeylerinin yükselmesidir. Vücut hücrelerinin temel enerji kaynağı olan kan şekeri (glikoz) düzeylerinin yemeklerden sonra yükselmesi, ardından kan insülin düzeylerinin yükselmesine neden olur ve kan şekeri hücrelerin içine girer.

Bu mekanizma insanda doyma hissine neden olur ve daha fazla yemek yenmesini engeller. Fruktoz, doyma hissine katkı sağlamamasına rağmen kan şekeri glukoz ile aynı enerji (kalori) yüküne sahiptir. Bu nedenle gıdalarla tüketilen glukoz miktarı azaldıkça ve bununla birlikte fruktoz miktarı arttıkça, bireyde daha geç doyma hissi oluşur ve daha çok yer. Fast-food olarak ifade edilen tüketim kültürünün en önemli unsurlarından bir tanesi budur. Bu nedenle farketmeden tükettiğimiz yüksek fruktoz, şişmanlık ve şişmanlıkla ilgili hastalıkların ortaya çıkmasında yeni bir sağlık tehdidi olarak kabul edilmektedir.

Tüketicilerin, masum gibi gözüken bu yeni ancak gizli tehdidin farkında olmaları ve özellikle çocukları bu tür ürünlerden uzak tutmaları, şeker, kalp ve damar, şişmanlık ve yüksek tansiyon gibi uzun süreli ve tedavisi zor hastalıkların önlenmesinde alabilecekleri önemli bir tedbir olarak görülmektedir.

Bazı ülkeler, bu tür ürünlerin okul kantinlerinde satılmasına önemli kısıtlamalar getirmiştir. Ülkemizde bu tür bir yasal düzenleme henüz olmamakla beraber, Sağlık Bakanlığı konu üzerinde halen çalışmalarını sürdürmektedir.

Gözleriniz ne kadar önemli

Halk arasında göz tansiyonu adıyla da bilinen glokom, göz içi basıncının yüksek seyretmesi ve göz sinirlerinin zayıflaması sonucu, tedavi edilmezse körlüğe (görme kaybına) neden olabilen bir göz hastalığı.

Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı ve Glokom Birimi Başkanı Prof. Dr. Nevbahar Tamçelik, “Görme siniri hasarı ve glokomun yol açabileceği körlükten, erken tanı ve tedavi ile korunmak mümkün" dedi.

Prof. Dr. Tamçelik 6 Mart Dünya Glokom Günü nedeniyle yaptığı açıklamada özetle şunları söyledi:

“Glokomda görme kaybı oluştuktan sonra geri dönüş olmadığından erken tanı çok önemlidir. Glokom yıllar içinde yavaş yavaş ilerleyen sinsi bir hastalıktır.

Bu yüzden çoğu kişi ancak iş işten geçtikten sonra farkına varabiliyor. Bütün dünya ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de saptanmayan ve risk altında bulunan çok sayıda glokom hastası olduğunu düşünüyoruz. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, Türk toplumu tarafından hastalık yeterince bilinmiyor.

Hastalar bir şeyler hissetmeye başladıklarında, tedavi için çok geç kalınmış oluyor. Göz tansiyonunun kötü sonuçları ancak erken tanı, doğru ve düzenli tedavi ile engellenebilir. 40 yaşından sonra herkesin yılda bir kez gözlerini glokom açısından muayene ettirmesi ve 40–45 yaş üzerinde risk altında olan kişilerin düzenli ve daha sık aralıklarla doktor kontrolüne gitmesi gerekmektedir. Glokom hastalarının ise hastalıklarını ciddiye almaları ve tedavilerini kararlılıkla sürdürmeleri şarttır.”

Prof. Dr. Tamçelik, göz tansiyonu normalden yüksek olanların, ailelerinde ve yakın akrabalarında glokom bulunanların, yüksek miyop veya hipermetrop kusuru olanların, göz yaralanması geçirenlerin, kortizonlu ilaç kullananların, şeker ve migren hastalarının da glokom bakımından risk altında olduğuna dikkat çekti.

Prof. Dr. Nevbahar Tamçelik, bu kişilerin, uzman bir doktor tarafından glokom tedavisinin yapılmasının ve düzenli takip edilmesinin gerektiğini vurguladı.

09 Ocak 2009 Cuma

Saç Dökülmesini Önleyen Yiyecekler

Ünlülerin saç bakım uzmanı Richard Ward, parlak ve sağlıklı saçlar için yediklerinizden saç bakımına kadar dikkat etmeniz gerekenleri söyledi. Richard Ward, saçların sağlıklı ve parlak görünmesinde dışarıdan bakım kadar yediklerinizin de etkili olduğunu kaydetti. Günlük beslenmenize dahil edeceğiniz yiyeceklerle saç görünümünüze ciddi şekilde değişiklik yapabilirsiniz. Saçlarda matlık ve zayıflık genellikle vitamin eksikliği, stres ve sigara, abur cuburla sağlıksız beslenme sınucu olabilir. Öncelikle saç sağlığı için yapılması gereken ilk şey vücudun su dengesini korumak, kafein ve alkol gibi su dengesini bozan içeceklerden uzak durmak.. Çok fazla kafein içeren içecekler tüketmek, demir gibi saçı güçlendiren minerallerin vücuttan atılmasına, saçı zayıflayıp dökülmesine neden olur. Bol su ve taze meyve suları içmeye özen gösterin.

B vitamini önemli

Kan üretimini sağlayan kuru yemişler, badem, çekirdek gibi kabuklu yiyecekler ile böğürtlen, mavi yemiş gibi meyveler saç için mükemmel bir meyve.. Bu tür yiyecekleri günlük beslenmenize atıştırmalık olarak dahil edin. Ayrıca, çinko kaynağı koyu yeşil yapraklı sebzeler, somon balığı gibi omega 3 bakımından zengin balık türleri, saçın sağlıklı görünmesini sağlayan B vitamini içeren tahıllar yenilmeli. Yumurtalar biyotin bakımından zengindir, saç bakımında da yumurta sarısı önerlir. Bu nedenle haftada birkaç kez yumurta yiyin. Et yemeyenler protein bakımından yetersiz beslenir bu nedenle bu açığı kapatan besinler mercimek, nokut, fasulye gibi protein bakımından zengin besinler tüketmeliler.

Saçla ilgili gerçekler

* Sık saç taramak saçları daha sağlıklı yapar. Saç taramak köklerine masaj etkisi yapar, kan akımını hızlandırır ve saçlarınız daha hızlı, sağlıklı büyür.
* Jelatin yemek saçları ve tırnakları güçlendirir.
* Jelatin protein bakımından zengindir ve kollajenden yapıldığı için saçı besler ve uzamasını sağlar.
* Soğuk saçlarınızın daha parlak görünmesini sağlar. Ilık ya da soğuk su ile yıkanan saçlar daha parlak görünür, saç derisinin kepeklenmesini önler.


Saçla ilgili yanlış bilinenler

* Beyaz saçı kopardığınızda yerine iki tane çıkar. Bu doğru değil ama beyazlaşma gördüğünüzde bundan sonra bu saç telinin beyaz çıkacağından emin olabilirsiniz.
* Sık saç kestirmek ya da kestirmemek saçların daha hızlı büyümesini sağlamaz.
* Saçlarınızı düzenli olarak uçlarından kestirmek saç dökülmesini önlemez.

 

Keten Tohumu ve Faydaları

Tarih:16/1/2009 | Kategori: ŞİFALI BİTKİLER

 

Keten tohumu mükemmel bir sağlıklı yaşam desteğidir. Salatadan yoğurda, ekmekten çorbaya birçok yiyecekte kullanılabilen bu ucuz ve etkili sağlık desteğinin yararları saymakla bitmez.

Keten tohumunun yararları

* Mide-bağırsak sorunlarına karşı iyi gelir
* Bağırsakları yumuşatır, kabızlığa karşı iyi gelir
* Kemikleri güçlendirir. Özellikle menopoz döneminde yararlı
* Bağışıklık sistemini güçlendirir
* Menopoza bağlı şikâyetleri hafifletir
* Kalp-damar hastalıklarından korur
* Kolesterol, şeker seviyesini dengeler
* Yüksek tansiyonu düşürür
* Romatizmal hastalıkları önler
* Sinir sistemini güçlendirir
* Hafızayı güçlendirir
* Konsantrasyon bozukluğuna karşı iyi gelir
* Yaşlanmaya bağlı dikkat dağınıklığına karşı iyi gelir
* Haricen kullanılarak yaraların çabuk iyileşmesini sağlar
* Egzama ve sedef hastalıklarında kullanılır
* Nasırlarda kompres olarak kullanılır
* Solunum yolu hastalıklarında olumlu etki yapar
* Ruhsal bozukluklara karşı iyi gelir
* Öksürüğü giderir
* Ağız boşluğu, boğaz ve diş eti rahatsızlıklarında gargara olarak
kullanılır
* Lifleri sanayide, özellikle dokumacılıkta kullanılır

Keten tohumu ne içerir?

* Omega-3, Omega-6 ve Omega-9 yağ asitleri
* Yüksek oranda çözünür ve çözünmez lif
* Protein
* Lignanlar (kansere karşı maddeler)
* Vitaminler
* Mineraller
* Aminoasitler

Keten tohumu nasıl tüketilir?

* Kaynatılarak içilebilir.
* Dövülerek, öğütülerek toz haline getirilebilir. Bir kaşık ağza
atıldıktan sonra arkasından su içilebilir.
* Kavrulmuş olarak tüketildiğinde daha lezzetli olur. Keten
tohumunun çok özel bir tadı veya kokusu yoktur, ama kavrulunca güzel
bir tada kavuşur.
* Tohum şeklinde de tüketilebilir.
* Yemeklere, yoğurda, salatalara, müsliye, pasta, börek gibi unlu
mamullere karıştırılarak da tüketilebilir.
* Günde 1-1.5 çorba kaşığı keten tohumu sağlıklı kalmak açısından
yeterlidir. Dozunu kaçırmamakta yarar var.

Peeling yaptırmanın tam zamanı

Ciltteki akne izlerinin, yaşa bağlı ince çizgiler ile lekelerin azaltılması ve daha canlı bir görünüm elde edilmesi amacıyla yapılan peelingin (cilt soyma), ciltte kalıcı lekelere, tahrişe ve alerjiye neden olmaması için kış aylarında yapılmasının uygun olduğu belirtildi.

Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rana Anadolu, “cilt soyma”nın, derinin yapısını düzelten, değiştiren, canlandıran, gençleştiren, gözenekleri tıkanmış deriyi canlandırarak sağlıklı hale getiren bir işlem olduğunu söyledi.

Cilt soyma işleminin, kimyasal peeling (yüzeysel-orta derin), mekanik peeling (yüzeysel-orta-derin) lazer peeling (orta -derin) ve plasma peeling (geç yüzeysel-orta derin) şeklinde yapıldığını anlatan Anadolu, “Bu yöntemlerle, derinin yüzeysel olarak soyulması ya da derinin en üst tabakasındaki hücrelerin soyulmaya yönlendirilmesi sağlanmaktadır” dedi.

Anadolu, cilt soyma işlemleriyle güneş ışınları ve yaşlanma gibi faktörlerin deride oluşturduğu kırışıkların, güneşe ve yaşa bağlı lekelerin, kanser eğilimi potansiyeli taşıyan yüzeysel kızarıklıkların, koyu lekelerin, melazma denilen hormonal veya gebelik lekelerinin azaltılabildiğini kaydetti.

Düzenli olarak yapılan yüzeysel ve hafif peeling işleminin, akne tedavisini desteklediğini, akne izlerinin oluşmasını ve derinleşmesini engellediğini belirten Anadolu, uygulamanın derin izlerden ziyade küçük ve yüzeysel izlerde etkili olabileceğine dikkati çekti.

“İŞLEM SONRASINDA CİLT GÜNEŞTEN KORUNMALI”

Anadolu, işleminin hastanın cilt yapısına uygun asit solüsyonu seçilerek yapıldığını ifade ederek, “Deri, yağlarından arındırıldıktan sonra tedavi bölgesine uygulama yapılır. İşlem sırasında 5-10 dakika kadar hafif yanma ve batma hissi, kızarıklık görülebilir. Sonrasında, güneşten korunmak koşulu ile normal günlük yaşama dönülebilir” diye konuştu.

Uygulamanın ardından ciltte bir reaksiyon olmaması için cildin mutlaka güneşten korunması gerektiğini vurgulayan Anadolu, “İşlem sırasında ve sonrasında, kesinlikle güneşten uzak durulmalı ve solaryuma girilmemeli. Hafif peelingde birkaç hafta, orta ve derin peelingde ise birkaç aydan bir yıla kadar değişebilen sürede güneşten korunmalı” dedi.

Anadolu, cilt soymanın güneş ışınlarının etkisinin daha az olduğu kış aylarında yapılmasının uygun olduğu belirterek, “Kış ayları, güneşten korunmak daha kolay olacağı için peeling için en uygun mevsimdir. Çünkü, soyma işlemleri kimyasal, mekanik ya da lazerle olsun, deride mutlak tahriş meydana getirecektir. Bu işlemlerin sonrasında da bölgenin güneş görmesi lekelenmelere yol açacaktır” uyarısında bulundu.

“MUTLAKA UZMAN HEKİM TARAFINDAN YAPILMALI”

Cilde yönelik yapılacak işlemlerin mutlaka alanında uzman olan bir hekim tarafından yapılması gerektiğini vurgulayan Anadolu, “Ancak dermatoloji uzmanı, doğru yönlendirme, tanı ve tedaviyi yapabilir” dedi.

Anadolu, ciltle ilgili her türlü problemin hekime sorulması gerektiğini, hastalık dışında cilt bakımına ilişkin yöntemler hakkında da dermatoloji uzmanının bilgisinden yararlanılmasının uygun olduğunu kaydetti.

En Faydalı Gıdalar

Pancar, lahana, pazı, tarçın, nar suyu, kuru erik, kabak çekirdeği, zerdeçal....New York Times, internet sitesinde Yemekten kaçındığımız ancak sağlığa en faydalı 11 gıdayı açıkladı.

İŞTE O BESİNLER...


Pancar: Folik asit bakımından zengindir. Kırmızı rengini veren pigmentler kansere karşı savaşır.

Lahana: Kanserle savaşan enzimleri harekete geçiren "sulforaphane" isimli kimyasalı içerir.

Pazı: Yapraklarında, gözleri yaşlanmanın etkilerinden koruyan karotenoid maddesi bulunur.

Tarçın: Kan şekeri ve kolesterolü kontrol etmeye yardımcı olur

Nar suyu: Antioksidan bakımından zengindir. Tansiyonu düşürür

Kuru erik: İçeriğinde yüksek miktarda Antioksidan içerir.

Kabak Çekirdeği: Yüksek mineral oranı erken ölüm riskini azaltır.

Sardalya: Demir, magnezyum, bakır, çinko, fosfor, potasyum, manganez içerir

Zerdeçal: Vücutta iltihaplanmayı önler ve kansere karşı koruma sağlar

Yaban Mersini: Hafızayı kuvvetlendirir.

Kabak: Kalori değeri düşük, lifler bağışıklık sistemini güçlendiren A vitamini bakımından zengindir. Uzun süre tok tutar.

17/1/2009

>> Çekirdekli kırmızı üzüm ekstresi her derde deva

Güçlü bir antioksidan ve hücre yenileyici olan çekirdekli kırmızı üzüm ekstresinin, kanser, cilt, anemi ve epilepsi hastalıklarına da iyi geldiği bildirildi.

Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Bölümü ve Mersin Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü'nde yapılan analizler sonucu çekirdekli kırmızı üzüm ekstresinin demir, magnezyum, çinko, potasyum, kalsiyum, stronsiyum gibi elementler bakımından çok zengin olduğu ortaya çıktı.

Bunun üzerine işletmesinde 4 ton üzümü işleyip pastörize ettikten sonra, üzüm suyu olarak stoklayan ve satış için marketlere veren New King firmasının sahibi Hasan Tepgeç şimdi de çekirdekli kırmızı üzüm ekstresini üretmeye başladı. Tepgeç, demir, magnezyum, potasyum, kalsiyum ve stronsiyum gibi elementler bakımından oldukça zengin olan çekirdekli kırmızı üzüm ekstresinin başta kanser olmak üzere cilt, anemi ve epilepsi hastalıklarına iyi geldiğini söyledi.
Adana'da ürettikleri çekirdekli kırmızı üzüm ekstresinin çok güçlü bir antioksidan ve hücre yenileyici olduğunu, bölgede bir çok hastayı ayağa kaldırdığını ifade eden Tepgeç, "Ancak sağlık saçan bu ürünü yeterli finans bulamadığımız için fazla üretemiyoruz. Bizi destekleyen birileri olursa, bu mucizevi üründen herkesin faydalanmasını sağlayabileceğiz " dedi.

Bu arada, Adana'da 3 yıl önce lenfoma hastalığına yakalanan 18 yaşındaki Zeliha Öztekin'in ailesi, fuarda tanıştıkları Hasan Tepgeç'ten çekirdekli kırmızı üzüm ekstresini aldıklarını ve kemoterapi gören kızının kısa sürede ayağa kalktığını ifade etti. Baba Gani Öztekin, "Zeliha, kemoterapi görürken halsizleşiyordu, hemen eve gidiyordu. Ama çekirdekli kırmızı üzüm ekstresini kullandıktan sonra kemoterapi görüp, annesiyle alışverişe çıkıyordu. Psikologu bile Zeliha'daki farklılıkları anlıyordu. Ekstreyi kullanınca kan değerleri de yükseldi ve kızımız hastalığı atlattı. Çekirdekli kırmızı üzüm ekstresinin kızımı iyileştirmede büyük rolü olduğunu düşünüyoruz" diye konuştu.

08 Ocak 2009 Perşembe

Çay mucizesi

Çayın faydaları ve zararları üzerine açıklamalarda bulunan ABD'li uzmanlar çayın, rengiyle göze, kokusuyla burna, şekerini karıştırırken kulağa, sıcaklığıyla tene, tadıyla ise dile iyi geldiğini söyledi.

İşte uzmanlardan çayın faydaları...

• Saçı şampuanla yıkadıktan sonra, son su olarak bir çaydanlık ılık çayla durulayın.

• Ayağınız kokuyorsa, ılık çay dolu bir leğene ayaklarınızı koyun ve her akşam yatmadan önce 10 dakika tutun. 10 günde koku diye bir şey kalmayacaktır.

• Cildiniz yağlıysa banyodan çıkmadan bir çaydanlık çay ile teninizi ovuşturun, balsam vazifesi görür.

• Eliniz balık ya da soğan kokuyorsa, elinizi demli çayla yıkayın.

Uzmanlar, ''Şişmanlar, kalp, sinir, mide ve karaciğer hastaları, romatizma ve nikristen şikayet edenler, böbreklerinde kum veya taş olanlar, yüksek tansiyondan yakınanlar, üremi veya albüminüri olanlar, mümkün olduğu kadar az çay içmeliler" uyarısında bulundu.

Çay içenler ile çay içmeyenler arasında, kalp krizi sonrası ölüm oranları da araştırıldı. Çay tüketimi fazla olanlarda, çay tüketmeyenlere oranla yüzde 44 daha az kalp krizi nedenli ölüm görülüyor. Bir haftada 14 bardaktan daha az çay tüketenler ise, hiç tüketmeyenlere oranla yüzde 28 daha az kalp krizi sonucunda ölümle karşılaşıyorlar.

17/1/2009

>> Karnabahar birçok rahatsızlığa iyi geliyor. İçinde barındırdığı

ABD Karmanos Kanser Enstitüsü'nün doktorları, soyanın hem kanseri önlemede hem de tedavinin yan etkilerini azaltmada olumlu etkisi olduğunu açıkladılar

THE Marmara Oteli'nde dün düzenlenen "Onkolojide Yeni Gelişmeler" konulu sempozyumda konuşan, enstitünün Türk doktorlarından Prof. Dr. Ömer Küçük, gerek kanseri önlemede gerekse kanser tedavisindeki yan etkilerin önüne geçmede olumlu etkisi olan soyayı tedaviye ek olarak kullandıklarını söyledi.
PROSTAT, meme ve pankreas kanserlerinde hayvan deneylerinden sonra insanlarda da klinik çalışmalara başladıklarını söyleyen Küçük, "Hastalara ucuz ve yan etkisi bulunmayan bir yöntem geliştirmek istedik. Bunun için Uzakdoğu'ya baktık. Oralarda soya çok tüketiliyor ve kanser daha az görülüyor" dedi.
SOYANIN kemoterapinin yaptığı 'kemobrain' (hafıza kaybı) ve radyoterapi sonrası görülen kanlı idrar gibi yan etkileri önlediğini söyleyen Küçük, hastalara hap şeklinde soya isoflavonları verdiklerini söyledi ve kanserden korunmak için günde 2-3 bardak soya sütü içmeyi önerdi.<_script /><_script /><_script /><_script /><_script /><_script />

 

17/1/2009

>> Cinsel gücü artıran sebze

Karnabahar birçok rahatsızlığa iyi geliyor. İçinde barındırdığı fosfat, potasyım, demir, E vitamini, protein, A, C, B1 ve B2 vitaminleri ile kalsiyum bayanları göğüs kanserine karşı koruyor. Ayrıca içinde bulunan indol-3 ile sinirler kuvvetlenir, beyin fonksiyonları desteklenir ve cinsel preformansı arttırır.

Uzmanlar karnabaharı buharda pişirerek yemenizi öneriyor. Uzmanlara göre bu sebze kilo kontrolüne de yardımcı oluyor.

17/1/2009

>> Maydanozun Faydaları

Akdeniz ülkesi bitkisi olan maydanoz kök ve yapraklarından yararlanmak amacıyla üretilir. Birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de 12 ay boyunca pazardan eksik olmayan maydanoz yemek, salata ve mezelerde garnitür olarak kullanılırken köklerinin de bazı yemek ve çorbalarda kullanıldığı bilinmektedir.
Maydanoz bir provitamin A (Beta karoten) kaynağıdır. Bu özelliği ile görme gücüne, kılcal damar sisteminin, adrenal bezin ve tiroid bezinin fonksiyonları üzerinde etkilidir. Yapraklarında uçucu yağlar, flavonoidler (apigenin), protein, klorofil ve glikozit, köklerinde ise uçucu yağ, şeker, müsilaj ve glikozit vardır. Yapraklar vitamin (A,C,K), demir, potasyum, kükürt, kalsiyum, magnezyum ve klorin yönünden zengindir. Bir tutam maydanoz günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılar. Maydanoz suyundaki yüksek klorofil miktarı kandaki alyuvar sayısını arttırarak oksijeni metabolize eder ve böbreklerin, karaciğerin, idrar yollarının temizlenmesine yardım eder. Sindirim enzimlerini uyararak sindirim rahatsızlıklarını dindirilmesinde etkilidir. İnce bağırsaktaki peristaltik hareketleri arttırır. Mide ve bağırsaklarda gaz birikmesini önler. Toksinlerin vücuttan atılmasını sağlar, kanı temizler. Kansızlık, mesane iltihaplanması, kum, romatizma, böbrek taşı, tansiyon ve damar sertliğine karşı etkilidir. Yaprakları idrar söktürücü olarak kullanılır. Ayrıca, iltihaplı yaraların iyileşmesine yardım eder, bazı çalışmalarda adet sancılarının azaltılmasında da etkili olduğu görülmektedir. Kökleri de aynı özelliklere sahiptir.

Maydanoz Ağustos-Eylül ayları arasında 30–100 cm boylarında, iki yıllık otsu bir bitkidir. Maydanoz, C vitamini, E vitamini, B grubu vitaminlerden folik asit, A vitamininin öncüsü karotenoidlerden çok zengindir. Bu nedenle karaciğer hastalıklarına, sarılığa, egzamalara, selülite, romatizmaya, gut hastalığına ve idrar yolları taşlarına karşı tavsiye edilir. Diş etlerinde, yaraların kapanmasında, kansızlık ve romatizmadaki olumlu etkileri A, C ve E vitaminleri ile folik asitten zengin olmasıyla açıklanabilir. Son yıllardaki çalışmalar C ve E vitaminleri ile karotenoidlerin damar sertliğine bağlı kalp hastalıkları ve kanserlerde koruyucu etki gösterdiğini işaretlemektedir. İdrar söktürücü etkisi birleşimindeki flavon glikozidinden dolayıdır.

Maydanoz, demir, potasyum, magnezyum ve kalsiyum gibi minerallerden de zengindir. Bunun yanında sodyumu az içerir. Potasyum, magnezyum ve kalsiyum tansiyonun düzenlenmesin de yardımcıdır.

Maydanozdan yeterince yararlanabilmek için kullanımına özen göstermek gerekir. Her şeyden önce iyi yıkanmalıdır. Çiğ yeneceğinde, yıkandıktan sonra bir süre su içinde bekletilmesi en doğrusudur. Satın alınan maydanoz kağıt havluya sarılıp naylon torba içine konarak buz dolabında saklanır. Kullanılacağında yıkanır, kullanılmayan kısım temiz bez veya kağıt havlu üzerine konarak nemi giderildikten sonra cam kavanoz içinde birkaç gün buz dolabında bekletilebilir.

Kurutulmuş maydanozda C vitamininin çoğu kaybolur. Bunun yanında A vitamininin öncüsü karotenoidlerdeki kayıp % 30 civarındadır. Kurutma ile mineral değerlerinde kayıp olmaz. Bu nedenle maydanoz tüketirken taze olanı tercih etmek vitamin kaybını önlemek adına daha doğrudur.

<- :: Sonraki Sayfa ->