>> Beyaz çayın bilinmeyen faydaları
Beyaz şakayık”, “altın ay”, “gümüş iğne” ve “beyaz bulut” gibi isimleriyle ve tadıyla efsaneler yaratan, yüzyıllarca çeşitli anlamlar yüklenerek değerlenen ve günümüzde pek çok araştırmanın konusu olan beyaz çaya kupalarınızda yer açın. Beyaz çay, adını çay tarlalarındaki açılmamış filizlerin gümüşi beyaz tüylerinden ve çok açık renkli liköründen alıyor.
En nadide ve en pahalı çay çeşidi olan beyaz çay, kadim şifacılar tarafından yüzyıllardır bitkisel ilaç olarak da kullanılıyor. Ayrıca en az üretilen ve en yüksek düzeyde antioksidan içeren çay çeşidi. Dünyada yıllık üretimi 600-800 ton civarında. Çin, Hindistan, Kenya, Sri Lanka ve Vietnam kaynaklı beyaz çayın, ülkemizde de çeşitleri var.
Dört çeşidi var
Damakta tatlı ve ipeksi yumuşaklıkta tat bırakan beyaz çay, fındıksı bir aromaya sahip. Yüksek kalitedeki beyaz çay, diğer adıyla “gümüş iğne”, yalnızca filizler içeriyor. Kafeini daha az tüketmek isteyenler için keyifli bir seçenek. Dört grup beyaz çay var: Silver Needle (Yin Zhen Bai Hao), White Peony (Bai Mu Dan), Tribute Eyebrow (Gong Mei), Noble, Long Life Eyebrow (Shou Mei). En yüksek kaliteli beyaz çaylar olan “gümüş iğne” ve “beyaz şakayık”, Çin kaynaklı. “Silver needle”, “gümüş iğne”, “büyük beyaz” veya “narcissus” denilen çay klonlarının körpe etli tomurcuklarından dikkatli şekilde elle seçilerek üretiliyor.
Hafif tatlımsı aroması ve lezzetiyle çok ünlü ve nadir. İkinci derece kalitede olan “beyaz şakayık” (white peony), tomurcuk ve yapraklardan oluşuyor. “Gümüş iğne”ye göre daha sert tada sahip olan çay, ondan daha koyu renkte. Avrupa ülkeleri ve Amerika’da fındık veya bambu kokulu, tatlı, hafif tütsülenmiş tada sahip, daha koyu likörlü “beyaz şakayık” satılıyor. Beyaz çaylar içinde en tanınmışlardan biri de, Çin’in Fujian Bölgesi’nde yetiştirilen “yüzde 100 organik beyaz şakayık”. Beyaz çayı Türkiye’de Lipton ile Schiller Chiemsee çay markaları içinde bulabilirsiniz.
Beyaz çayın yararları
Beyaz çay kolon, prostat, mide kanseri gibi birçok farklı kanser çeşidine karşı koruyuculuğa sahip. Yüksek tansiyonu düşürmeye yardımcı. Damarların gelişimine destek oluyor. Felç tahribatına karşı koruyucu etkili. İyi kolesterolü yükseltip, kötü kolesterolü düşürmeye yardımcı olarak damar sertleşmesi ve tıkanıklığının önlenmesine katkı sağlıyor.
Bakteri ve virüsleri doğal yollarla yok etmeyi sağlıyor. Bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Soğuk algınlığına karşı korunmaya yardımcı. HIV belirtilerini hafifletebiliyor. Kalbi güçlendiriyor. Kemik yoğunluğunun yüksek olmasına katkıda bulunuyor. Romatizma ve osteoporoz hastaları için faydalı etkiye sahip. Dişleri daha güçlü yapan az miktarda florid ve diğer besin elementleri içeriyor. Kötü nefes kokusuna sebep olan bakterileri öldürüyor. Metabolizmayı hızlandırarak, dengeli diyet programına yardımcı oluyor.
Nasıl demlenir?
Demliğe koyulan beyaz çay, siyah çayın aksine birkaç kez demlenebiliyor ve her demlemede farklı bir aromatik bileşeni açığa çıkıyor. Eğer demlemede en yüksek kalitedeki filizler kullanılacaksa demleme süresi, suyun sıcaklığına bağlı olarak üç-dört dakika sürebiliyor. Çeşitli metotları deneyerek farklı damak tatları için en mükemmel beyaz çay demleme şeklini bulmanız mümkün.
Efsanevi beyaz çay
Bir Çin efsanesine göre, beş bin yıl önce İmparator Shen Yung kırda dolaşmaktadır. Su içilemeyecek kadar kirlidir, o da suyun kaynatılmasını emreder. Derken rüzgâr, fincandaki kaynar suya bir çay yaprağı bırakır. Meraklı imparator, yaprağın su içinde demlenmesine izin verir. Efsaneye göre imparator yedi yıl boyunca bölgede kalarak sürekli çay içer.
Çin’in Song Hanedanlığı boyunca beyaz çaya büyük hürmet edilmiş. Bu değerli içecek, kraliyet tebasının seçimi ve imparatora sunulan özel bir hediye olmuş. Beyaz çay yaprakları ve tomurcukları, geniş kaselerde rahatça çırpılabilsin diye Song çay seremonisi boyunca ince toz şeklinde öğütülmüş. Bu şekilde ilk çay pudrası üretilmiş. Bu dönemde Çin’e giden Japon rahipler, Song usulü çay hazırlamayı öğrenmiş ve ülkelerinde alışkanlığı devam ettirmişler.
Aşırı fruktoz tüketimi zarar veriyor
Doğal yiyeceklerle alımı yararlı olan bu şeker türünün gıda sanayiindeki kullanımı arttıkça, doğal olmayan yollardan fazla tüketiminin zararları tıp dünyasının dikkatini çekmiştir.
Mısırdan elde edilen fruktozdan zengin mısır şurubu (high fructose corn syrup), başta alkolsüz içecekler (meyve suları, asitli içecekler, sodalar vb.) olmak üzere bütün hazır gıdalarda (kek, bisküvi, çikolata, şekerleme, tüm jöle ve benzeri ürünler, hazır ekmekler vb.) yaygın olarak kullanılmaktadır. Ucuz olmasının yanında, karaciğerde diğer şekerlerden farklı işlenmesi gıda üreticilerine ek bazı yararlar getirmektedir. Tüm bu yararlar tüketiciye ise zarar olarak yansımaktadır.
Fruktoz, diğer şekerler gibi doyma hissi oluşturmaz ve fruktozdan zengin tatlı yiyecekler daha çok tüketilebilir. Yemeklerden sonra ortaya çıkan ve doyma hissi sağlayan en önemli iki unsur, kan glukoz ve kan insulin düzeylerinin yükselmesidir. Vücut hücrelerinin temel enerji kaynağı olan kan şekeri (glikoz) düzeylerinin yemeklerden sonra yükselmesi, ardından kan insülin düzeylerinin yükselmesine neden olur ve kan şekeri hücrelerin içine girer.
Bu mekanizma insanda doyma hissine neden olur ve daha fazla yemek yenmesini engeller. Fruktoz, doyma hissine katkı sağlamamasına rağmen kan şekeri glukoz ile aynı enerji (kalori) yüküne sahiptir. Bu nedenle gıdalarla tüketilen glukoz miktarı azaldıkça ve bununla birlikte fruktoz miktarı arttıkça, bireyde daha geç doyma hissi oluşur ve daha çok yer. Fast-food olarak ifade edilen tüketim kültürünün en önemli unsurlarından bir tanesi budur. Bu nedenle farketmeden tükettiğimiz yüksek fruktoz, şişmanlık ve şişmanlıkla ilgili hastalıkların ortaya çıkmasında yeni bir sağlık tehdidi olarak kabul edilmektedir.
Tüketicilerin, masum gibi gözüken bu yeni ancak gizli tehdidin farkında olmaları ve özellikle çocukları bu tür ürünlerden uzak tutmaları, şeker, kalp ve damar, şişmanlık ve yüksek tansiyon gibi uzun süreli ve tedavisi zor hastalıkların önlenmesinde alabilecekleri önemli bir tedbir olarak görülmektedir.
Bazı ülkeler, bu tür ürünlerin okul kantinlerinde satılmasına önemli kısıtlamalar getirmiştir. Ülkemizde bu tür bir yasal düzenleme henüz olmamakla beraber, Sağlık Bakanlığı konu üzerinde halen çalışmalarını sürdürmektedir.
Gözleriniz ne kadar önemli
Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı ve Glokom Birimi Başkanı Prof. Dr. Nevbahar Tamçelik, “Görme siniri hasarı ve glokomun yol açabileceği körlükten, erken tanı ve tedavi ile korunmak mümkün" dedi.
Prof. Dr. Tamçelik 6 Mart Dünya Glokom Günü nedeniyle yaptığı açıklamada özetle şunları söyledi:
“Glokomda görme kaybı oluştuktan sonra geri dönüş olmadığından erken tanı çok önemlidir. Glokom yıllar içinde yavaş yavaş ilerleyen sinsi bir hastalıktır.
Bu yüzden çoğu kişi ancak iş işten geçtikten sonra farkına varabiliyor. Bütün dünya ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de saptanmayan ve risk altında bulunan çok sayıda glokom hastası olduğunu düşünüyoruz. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, Türk toplumu tarafından hastalık yeterince bilinmiyor.
Hastalar bir şeyler hissetmeye başladıklarında, tedavi için çok geç kalınmış oluyor. Göz tansiyonunun kötü sonuçları ancak erken tanı, doğru ve düzenli tedavi ile engellenebilir. 40 yaşından sonra herkesin yılda bir kez gözlerini glokom açısından muayene ettirmesi ve 40–45 yaş üzerinde risk altında olan kişilerin düzenli ve daha sık aralıklarla doktor kontrolüne gitmesi gerekmektedir. Glokom hastalarının ise hastalıklarını ciddiye almaları ve tedavilerini kararlılıkla sürdürmeleri şarttır.”
Prof. Dr. Tamçelik, göz tansiyonu normalden yüksek olanların, ailelerinde ve yakın akrabalarında glokom bulunanların, yüksek miyop veya hipermetrop kusuru olanların, göz yaralanması geçirenlerin, kortizonlu ilaç kullananların, şeker ve migren hastalarının da glokom bakımından risk altında olduğuna dikkat çekti.
Prof. Dr. Nevbahar Tamçelik, bu kişilerin, uzman bir doktor tarafından glokom tedavisinin yapılmasının ve düzenli takip edilmesinin gerektiğini vurguladı.
09 Ocak 2009 Cuma
Saç Dökülmesini Önleyen Yiyecekler
Ünlülerin saç bakım uzmanı Richard Ward, parlak ve sağlıklı saçlar için yediklerinizden saç bakımına kadar dikkat etmeniz gerekenleri söyledi. Richard Ward, saçların sağlıklı ve parlak görünmesinde dışarıdan bakım kadar yediklerinizin de etkili olduğunu kaydetti. Günlük beslenmenize dahil edeceğiniz yiyeceklerle saç görünümünüze ciddi şekilde değişiklik yapabilirsiniz. Saçlarda matlık ve zayıflık genellikle vitamin eksikliği, stres ve sigara, abur cuburla sağlıksız beslenme sınucu olabilir. Öncelikle saç sağlığı için yapılması gereken ilk şey vücudun su dengesini korumak, kafein ve alkol gibi su dengesini bozan içeceklerden uzak durmak.. Çok fazla kafein içeren içecekler tüketmek, demir gibi saçı güçlendiren minerallerin vücuttan atılmasına, saçı zayıflayıp dökülmesine neden olur. Bol su ve taze meyve suları içmeye özen gösterin.B vitamini önemli
Kan üretimini sağlayan kuru yemişler, badem, çekirdek gibi kabuklu yiyecekler ile böğürtlen, mavi yemiş gibi meyveler saç için mükemmel bir meyve.. Bu tür yiyecekleri günlük beslenmenize atıştırmalık olarak dahil edin. Ayrıca, çinko kaynağı koyu yeşil yapraklı sebzeler, somon balığı gibi omega 3 bakımından zengin balık türleri, saçın sağlıklı görünmesini sağlayan B vitamini içeren tahıllar yenilmeli. Yumurtalar biyotin bakımından zengindir, saç bakımında da yumurta sarısı önerlir. Bu nedenle haftada birkaç kez yumurta yiyin. Et yemeyenler protein bakımından yetersiz beslenir bu nedenle bu açığı kapatan besinler mercimek, nokut, fasulye gibi protein bakımından zengin besinler tüketmeliler.
Saçla ilgili gerçekler
* Sık saç taramak saçları daha sağlıklı yapar. Saç taramak köklerine masaj etkisi yapar, kan akımını hızlandırır ve saçlarınız daha hızlı, sağlıklı büyür.
* Jelatin yemek saçları ve tırnakları güçlendirir.
* Jelatin protein bakımından zengindir ve kollajenden yapıldığı için saçı besler ve uzamasını sağlar.
* Soğuk saçlarınızın daha parlak görünmesini sağlar. Ilık ya da soğuk su ile yıkanan saçlar daha parlak görünür, saç derisinin kepeklenmesini önler.
Saçla ilgili yanlış bilinenler
* Beyaz saçı kopardığınızda yerine iki tane çıkar. Bu doğru değil ama beyazlaşma gördüğünüzde bundan sonra bu saç telinin beyaz çıkacağından emin olabilirsiniz.
* Sık saç kestirmek ya da kestirmemek saçların daha hızlı büyümesini sağlamaz.
* Saçlarınızı düzenli olarak uçlarından kestirmek saç dökülmesini önlemez.
Keten Tohumu ve Faydaları
Tarih:16/1/2009 | Kategori: ŞİFALI BİTKİLER
Keten tohumunun yararları
* Mide-bağırsak sorunlarına karşı iyi gelir
* Bağırsakları yumuşatır, kabızlığa karşı iyi gelir
* Kemikleri güçlendirir. Özellikle menopoz döneminde yararlı
* Bağışıklık sistemini güçlendirir
* Menopoza bağlı şikâyetleri hafifletir
* Kalp-damar hastalıklarından korur
* Kolesterol, şeker seviyesini dengeler
* Yüksek tansiyonu düşürür
* Romatizmal hastalıkları önler
* Sinir sistemini güçlendirir
* Hafızayı güçlendirir
* Konsantrasyon bozukluğuna karşı iyi gelir
* Yaşlanmaya bağlı dikkat dağınıklığına karşı iyi gelir
* Haricen kullanılarak yaraların çabuk iyileşmesini sağlar
* Egzama ve sedef hastalıklarında kullanılır
* Nasırlarda kompres olarak kullanılır
* Solunum yolu hastalıklarında olumlu etki yapar
* Ruhsal bozukluklara karşı iyi gelir
* Öksürüğü giderir
* Ağız boşluğu, boğaz ve diş eti rahatsızlıklarında gargara olarak
kullanılır
* Lifleri sanayide, özellikle dokumacılıkta kullanılır
Keten tohumu ne içerir?
* Omega-3, Omega-6 ve Omega-9 yağ asitleri
* Yüksek oranda çözünür ve çözünmez lif
* Protein
* Lignanlar (kansere karşı maddeler)
* Vitaminler
* Mineraller
* Aminoasitler
Keten tohumu nasıl tüketilir?
* Kaynatılarak içilebilir.
* Dövülerek, öğütülerek toz haline getirilebilir. Bir kaşık ağza
atıldıktan sonra arkasından su içilebilir.
* Kavrulmuş olarak tüketildiğinde daha lezzetli olur. Keten
tohumunun çok özel bir tadı veya kokusu yoktur, ama kavrulunca güzel
bir tada kavuşur.
* Tohum şeklinde de tüketilebilir.
* Yemeklere, yoğurda, salatalara, müsliye, pasta, börek gibi unlu
mamullere karıştırılarak da tüketilebilir.
* Günde 1-1.5 çorba kaşığı keten tohumu sağlıklı kalmak açısından
yeterlidir. Dozunu kaçırmamakta yarar var.
Peeling yaptırmanın tam zamanı
Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rana Anadolu, “cilt soyma”nın, derinin yapısını düzelten, değiştiren, canlandıran, gençleştiren, gözenekleri tıkanmış deriyi canlandırarak sağlıklı hale getiren bir işlem olduğunu söyledi.
Cilt soyma işleminin, kimyasal peeling (yüzeysel-orta derin), mekanik peeling (yüzeysel-orta-derin) lazer peeling (orta -derin) ve plasma peeling (geç yüzeysel-orta derin) şeklinde yapıldığını anlatan Anadolu, “Bu yöntemlerle, derinin yüzeysel olarak soyulması ya da derinin en üst tabakasındaki hücrelerin soyulmaya yönlendirilmesi sağlanmaktadır” dedi.
Anadolu, cilt soyma işlemleriyle güneş ışınları ve yaşlanma gibi faktörlerin deride oluşturduğu kırışıkların, güneşe ve yaşa bağlı lekelerin, kanser eğilimi potansiyeli taşıyan yüzeysel kızarıklıkların, koyu lekelerin, melazma denilen hormonal veya gebelik lekelerinin azaltılabildiğini kaydetti.
Düzenli olarak yapılan yüzeysel ve hafif peeling işleminin, akne tedavisini desteklediğini, akne izlerinin oluşmasını ve derinleşmesini engellediğini belirten Anadolu, uygulamanın derin izlerden ziyade küçük ve yüzeysel izlerde etkili olabileceğine dikkati çekti.
“İŞLEM SONRASINDA CİLT GÜNEŞTEN KORUNMALI”
Anadolu, işleminin hastanın cilt yapısına uygun asit solüsyonu seçilerek yapıldığını ifade ederek, “Deri, yağlarından arındırıldıktan sonra tedavi bölgesine uygulama yapılır. İşlem sırasında 5-10 dakika kadar hafif yanma ve batma hissi, kızarıklık görülebilir. Sonrasında, güneşten korunmak koşulu ile normal günlük yaşama dönülebilir” diye konuştu.
Uygulamanın ardından ciltte bir reaksiyon olmaması için cildin mutlaka güneşten korunması gerektiğini vurgulayan Anadolu, “İşlem sırasında ve sonrasında, kesinlikle güneşten uzak durulmalı ve solaryuma girilmemeli. Hafif peelingde birkaç hafta, orta ve derin peelingde ise birkaç aydan bir yıla kadar değişebilen sürede güneşten korunmalı” dedi.
Anadolu, cilt soymanın güneş ışınlarının etkisinin daha az olduğu kış aylarında yapılmasının uygun olduğu belirterek, “Kış ayları, güneşten korunmak daha kolay olacağı için peeling için en uygun mevsimdir. Çünkü, soyma işlemleri kimyasal, mekanik ya da lazerle olsun, deride mutlak tahriş meydana getirecektir. Bu işlemlerin sonrasında da bölgenin güneş görmesi lekelenmelere yol açacaktır” uyarısında bulundu.
“MUTLAKA UZMAN HEKİM TARAFINDAN YAPILMALI”
Cilde yönelik yapılacak işlemlerin mutlaka alanında uzman olan bir hekim tarafından yapılması gerektiğini vurgulayan Anadolu, “Ancak dermatoloji uzmanı, doğru yönlendirme, tanı ve tedaviyi yapabilir” dedi.
Anadolu, ciltle ilgili her türlü problemin hekime sorulması gerektiğini, hastalık dışında cilt bakımına ilişkin yöntemler hakkında da dermatoloji uzmanının bilgisinden yararlanılmasının uygun olduğunu kaydetti.
En Faydalı Gıdalar
Pancar, lahana, pazı, tarçın, nar suyu, kuru erik, kabak çekirdeği, zerdeçal....New York Times, internet sitesinde Yemekten kaçındığımız ancak sağlığa en faydalı 11 gıdayı açıkladı.İŞTE O BESİNLER...
Pancar: Folik asit bakımından zengindir. Kırmızı rengini veren pigmentler kansere karşı savaşır.
Lahana: Kanserle savaşan enzimleri harekete geçiren "sulforaphane" isimli kimyasalı içerir.
Pazı: Yapraklarında, gözleri yaşlanmanın etkilerinden koruyan karotenoid maddesi bulunur.
Tarçın: Kan şekeri ve kolesterolü kontrol etmeye yardımcı olur
Nar suyu: Antioksidan bakımından zengindir. Tansiyonu düşürür
Kuru erik: İçeriğinde yüksek miktarda Antioksidan içerir.
Kabak Çekirdeği: Yüksek mineral oranı erken ölüm riskini azaltır.
Sardalya: Demir, magnezyum, bakır, çinko, fosfor, potasyum, manganez içerir
Zerdeçal: Vücutta iltihaplanmayı önler ve kansere karşı koruma sağlar
Yaban Mersini: Hafızayı kuvvetlendirir.
Kabak: Kalori değeri düşük, lifler bağışıklık sistemini güçlendiren A vitamini bakımından zengindir. Uzun süre tok tutar.